Niyet ettim İslam`a……..

Şefaat Etme Hakkı Var mıdır?

Posted by kiziroglu 5 Haziran 2007

Şefaat Etme Hakkı Var mıdır?

Şefaat terim olarak, bir kimsenin bağışlanmasını dilemek yardım etmek, bir kimseden, başkasına yardımcı olması için aracı olmak başkasının işini görmek için aracılık yapmak, suçlunun affı için aracılık etmek veya günahı olan kimsenin bağışlanması için Allah’la kul arasında aracılık yapmak anlamlarına gelmektedir.

Geleneksel kültürümüzde ise, Peygamberlerin, evliyanın ve kimi seçkin kimselerin, günahkar ve muhtaç olan kulların günahlarının bağışlanması için aracılık yapacakları ve Allah’ın da bu aracıların hatırına, günahkârların günahını bağışlaması olarak bilinmektedir.

Bu, aynı zamanda, Allah’ın değer verdiği kuluna bir ikramı, günahkâr kuluna da rahmetidir. Bu anlayışa göre, Allah, hesap günü peygamberlerine ve iyi/seçkin kullarına, günahı olan kimselerin bağışlanması için yetki verecek, onlar da uygun gördükleri kimselerin günahlarının bağışlanmasına ve cennete girmesine aracı (şefaatçi) olacaklardır.

Diğer islamı kavramlarda olduğu gibi, şefaat kavramına da gerçek anlamından başka anlamlar yüklenilerek, Müslümanların inançlarında büyük sapmalara neden olunmuştur. Şefaat kavramının yanlış anlaşılması neticesinde, insanların çoğu, seçkin (!) takva sahibi ve Allah’ın yanında yeri olduğu söylenen veya sanılan kimselere, hesap gününde kendilerine şefaat edecekler diye yönelmektedirler.

Bu da onların aldatılmalarına, uyutulmalarına ve sömürülmelerine neden olmaktadır. Şefaat, Kur’an bütünlüğü içinde yer almış, o bütünün bir parçasıdır. Böyle olduğu için de, Kur’an bütünlüğü içinde ele alınıp, Kur’an’ın ruhuna uygun bir tanım yapılacağına, Kur’an’ın bütünlüğüne ve özüne ters, gerçeklere aykırı bir tanımlama yapılmıştır.

Büyük bir çoğunluk, Kuran gerçeğine aykırı bu tanıma göre inancını şekillendirdiğinden, hesap günü yardımını umdukları (şefaat edeceklerine inandıkları) kimselere muhtaç oldukları inancıyla, onlara sığınmakta ve bu kurtancılara yönelmekte sıkı bir bağlılıkla bağlanarak Allah’a yaptıkları kulluktan daha fazla kulluk eder hale gelmektedirler.

Diğer yandan da, nasıl olsa "Peygamber bütün ümmetine şefaat ederek, bağışlanmalarını sağlayacaktır" inancı, Müslümanlarca dinin temel anlayışı haline getirildiğinden, birçok kimse "nasıl olsa şefaat edilerek bağışlanacağım’ düşüncesi ile Allah’a gereğince kuluk etmeyi bırakıp, şeytanın adımlarına uymaktadır.

Ona göre, işlediği günahlardan dolayı göreceği cezadan, Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ümmeti olduğu için, Peygamber şefaat edecek ve kendisini kurtaracaktır, işte bu anlayışın sahipleri, dini yaşanan hayatın belirleyicisi olmaktan çıkarmış, kuru bir inanca dönüştürmüşlerdir.

 

Şefaat inancı, Mekke dönemi müşriklerinin çok önemseyip öne çıkardığı bir inançtı. Müşrikler, Peygamber(sav)’den gelen çağrıyı reddediyor, inandıkları ve ibadet etikleri ilahların (Lat, Uzza, Menat , .} kendilerine şefaatçi olacaklarına inanıyorlardı.

Allah ta onlara verdiği cevapta, şefaat etme hakkının kendisinde olduğunu ve O’ndan başka hiçbir varlığın böyle bir hakka sahip olmadığını ve şefaat etme hakkının ancak Allah tarafından verilebileceğini ki öyle bir hakkı da hiç kimseye vermediğini ortaya koyarak, onların bu beklentilerim boşa çıkarıyordu, şimdi efendim bu şefaat meselesinde Allahın müşriklere verdiği cevap idi yani ozamanlar Müslümanların şefaat diye bir sorunu bile yoktu .!!! müslümanlar Allahın ayeti ile müşriklere cevap veriyorlardı.ne diyorlardı… şefaat yoktur…!!!!!!! Sizi ancak Allah kurtaracak gelin iman edin diyorlardı..onlarda hayır bu taptıklarımız bize şefaat edecek diyorlardı. Bu şefaat dialoğu böyle başladı. "
Dilediğine şefaat etme hakkı verecektir" ifadesi şu anlama gelmekteydi:
"Ey mürşrikler! Hiçbir varlık şefaat etme gücüne ve hakkına kendiliğinden sahip olamaz. Çünkü böyle bir hakkı vermek sadece benim elimdedir. Bu hakkı ancak ben dilediğime veririm. Ben vermedikten sonra sizin yöneldiklerinizin kendiliklerinden böye bu hakka sahib olamayacağını bilin, Ve bilin ki, Peygamber de dahil, şefaat etme hakkını hiçbir varlığa vermedim/’ Keza yüce Kuran:

 

Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O’nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz? (32 Secde – 4) diyerek bu gerçeği ifade etmektedir.


Yine Kur’an’a baktığımızda, iyi veya kötü, az veya çok kim ne yaptıysa karşılığını görecektir: ‘Kim zerre kadar iyilik işlemişse karşılığını görür.


Artık kim zerre ağırlığınca hayır işlerse, onu görür.
Kim de zerre kadar kötülük işlemişse karşılığını görür
(99 zilzal 7,8)

 

Allahü taale şöyle buyurur:

 

Ve hiç kimsenin, hiç kimse adına bir şey ödemeyeceği, hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, hiç kimseden bir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının (2 Bakara 48);

 

"O gün kimsenin kimseye faydası dokunmaz. O gün hüküm bütünüyle Allah’ındır, (82 înfıtar 19)

 Herkesin tek başına hesaba çekileceğini:

"O gün herkes, yaptığının hesabını vermek için alıkolnur(74 Müddesir. 38) ,

 Tartıların kurulacağını, tartısı ağır gelenlerin cennetlik, hafif gelenlerin cehennemlik olduğunu: "Kimin sevabı ağır gelirse., işte o memnun olacağı bir hayata kavuşacaktır. Kimin günahı ağır gelirse, onun yeri de haviye (kavurcu ateş) tir," (101 Kaaria -6,7,8,9)

Cennetlik olanların ancak iman eden ve salih amel işleyenler olacağını:

"İman edip salih amel işleyenler de temelli kalmak üzere cennetliktirler." (2 Bakara – 82)
ayetiyle açıkça ortaya koymaktadır. Zira Allah adildir, adalet sahibidir;

 "Kim salih amel işle se lehine, kim de kötülük işlerse aleyhinedir. Rabbin, kullarına asla zulmetmez." (fusilet -19)
 Allah’ın yanında torpil yapmak söz konusu olamaz. Herkese hakkı tam verilecektir, Cehennemi hak edenler cehenneme gidecektir;
"Hayır, kim kötülük işler de günahı kendisini kuşatırsa, işte onlar, içinde temelli kalmak üzere cehennemliktirler" (Bakara – 81);

 onları hiç kimse kurtaramaz:

"O gün kimsenin kimseye faydası dokunmaz, o gün hüküm bütünüyle Allah’ındır" (İnfîtar – 19)
Yani herkese yaptığının karşılığı vardır. Cennet ve Cehennem bu dünyada yaptıklarımıza karşılıktır.

Adam kayırma, torpil yapma, Allah’ın razı olacağı bir hâl değildir. Kim neyi hak ediyorsa, ancak hak ettiğini alacaktır. Allah hak edenlere hak ettikleri kadar şefaat(yardım/bağışlama) edecektir. Gerçek bu olmasına karşın, şefaat konusunun kaynaklarımızda ve inancımızda yer alış şekline kısaca değinmeye çalışalım.

"Muhammed (sav): Her peygamberin bir duası vardır. Ben ise inşaallah duamı kıyamet gününde ümmetime şefaat etmek için saklamak istiyorum’ buyurmuştur. (Buhari, Davut-1, Tevhid-31).

 

"Her Peygamber kendi ümmetine şefaat edeceklir" (Buhari).

 

"Hz. Peygamber (sav) hadislerinde büyük günah işleyenler de dahil mü’minlerin şefaatına nail olacaklarını söylemiştir” (Buhari-Rikak, 51/Ebu Davut-Es-Sünne, 2o/Tirnıizi-ll-66).

 

"Peygamberler içinde ilk defa şefaat edecek ve şefaati kabul olunacak peygamber, Hz. Muhammed’dir (sav). (Müslim-Fedail, 2).


Hz. Peygamber (sav)’in bir çok hadis kitabında zikredilen bu büyük şefaatinin ana hatları şöyledir:

 

Allah, insanların hepsini düz ve geniş bir sahada hüküm ve hesap için toplayacaktır. Orada insanların meşakkat ve gamı dayanılmayacak bîr dereceye varacaktır. Bu sırada insanların bir kısmı, diğer bir kısmına "size erişen şu faciayı görüyor musunuz, Rabbinize size. şefaat edecek birisine gidiniz’ derler, Sırasıyla Adem (as), Nuh (as), İbrahim (as), Musa (as) ve îsa (as) peygamberlere gelirler.

Bu peygamberlerden her biri onları diğerine gönderir. Nihayet Hz. İsa, onları Hz. Muhammed (sav)’e gönderir. O vakit Peygamber (sav) arşın altında secdeye kapanır. Allah O’na secdesinde yapılacak hamdlerin en güzelini ilham eder.
O Allah’a hamd ettiği sırada "başını kaldır, iste, verdim. Şefaat eyle, şefaatin kabul olunur" cevabını alır. Muhakemeye başlanır. Bundan sonra Hz. Peygamberin şefaati ile imanlılardan bir miktar cehennemden çıkarılır.

Rasülullah bir kaç defa daha secdeye kapanarak Allah’a hamd ve dua eder. En nihayet o’nun şefaatiyle, Allah’ın izin ve takdiri dahilinde mü’minlerden büyük bir çoğunluk cehennemden çıkarılacaktır, işte Hz. Peygamberin, haiz olduğu bu şefaat makamı Makam-ı Mahmad’tur.

(El – îsra 79, Buhari-Tevhıd 24, Müslim-İman 84)"/Şamü islam Ansiklopedisi/Şamil Yayınevi/6. Cilt sh18)-

"Allah ancak seçkin kullarına, peygamberlerine ve velilerine şefaat izni verecektir. Çünkü onlar Allah’ın razı olduğu seçkin kullandır. Hiç kuşkusuz. bunların başında da Hz. Muhammed(sav) gelir. Ama oradaki şefaatin bizim bildiğimiz anlamda bir şefaat olması da mümkün değildir. Çünkü bildiğimiz şefaat, aracılık yaparak birine hak etmediği birçıkar sağlamak demektir ki Allah böyle bir şey yapmaktan uzaktır, yücedir.o şefaatin niteliğini Allah bilir. Zira Ahiret ahvali dünyaya benzemez/’

Başta hadis kitapları olmak üzere diğer birçok kaynak kitapta, şefaatle ilgili yukarıda aktardığımız türden yığınla bilgi verilmektedir. Şefaat kavramına Kur’an’ın özüne aykırı anlam vererek Müslümanların inancına sokan mantık başka bir hadîsi (!) (la ilahe illallah diyen cennete gidecektir) ölçü alarak bir tek sözle herkesi Cennete göndermektedir,

Bu yalanı Hz. Peygambere mal edenlere şunu sormak gerekir: "Madem ki bu söz hadistir, o zaman şefaate ne gerek var?.. Nasıl olsa la ilahe illallah diyen herkes Cennete girecek..!!

Oysa ki yukarıda verdiğimiz ayetlerde de görüldüğü gibi şefaat etme hakkı hiç kimseye verilmemiştir, Sadece Allah’a mahsustur.
Yalnızca Allah dilediğine şefaat edecektir. Kur’an kimlerin Cennete, kimlerin Cehenneme gideceğini hiçbir tartışmaya yer vermeyecek bir açıklıkla bildirmektedir, Şefaat konusunu Kur’an ve Kur’an’ın ortaya koyduğu ölçüye göre değerlendirmek gerekir.

Yoksa, konu Kur’an’ın bütünlüğünden kopuk, sadece kendi kapsamı içinde değerlendirildiğinde ya yanlış anlaşılacak ya da eksik ve boşlukta kalacaktır. Şefaatle ilgili ayetler Kur’an’ın bir bütün olarak ifade ettiği gerçek göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Oysa ki bu yapılmamakta ve bundan dolayı da çelişkili sonuçlara varılmaktadır.

Şimdi şefaatin olduğuna delil gösterilen bazı ayetlere birkez daha bakalım:

 

 "… O’nun izni olmadan kendisinin katında kim şefaat edebilir?" (2 Bakara 255).

"O gün Rahmanın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez“ (20 Taha- 109)
 
"Allah, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir. Onlar, O’nun razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Kendileride, O’nun korkusundan titrerler"  (21-Enbiya-28)


"Allah katında, sadece O ‘nun izin verdiği kimselerin şefaati geçerlidir. Bekleyiş içinde olanların korkuları yatışınca: "Rabbiniz ne söyledi" derler. "Hakkı söyledi?" diye cevap verirler. O çok yücedir, çok büyüktür"
(34 Sebe 23)

"Bilerek hakka şehadet edenler müstesna, (yani hariç)O’nun yanısıra yalvardıkları, şefaate güç yetiremezler ‘(43 Zuhruf 86)

Bu ayetlerden yola çıkarak. Yüce Allah’ın bazı kimselere/varlıklara şefaat yetkisi vereceğini düşünenler yanılmaktadırlar: Bunlar Kur’an bir bütün olarak göz önünde bulundurmadan, sadece ayetlerin ne dediğine bakarak, ne demek istediğini kavramadan; ayetlerin yalın kelime anlamlarından hareket ederek ve atalar dini ile geleneksel kültürün etkisinde de kalarak şefaat etme hakkının Allah’tan başka varlıklarda da olacağı neticesine varmaktadırlar.
Oysa ki varılan netice doğru sayıldığında bu sonuç diğer ayetlerle çelişmekedir. Bu da anlamın doğru verilmediğini göstermektedir. Allah’ın kitabında asla çelişki olmadığına göre, o halde bu ayetler neyi ifade etmektedir? Bakara 255′tekî

 

"O’nun izni olmadan kim şefaat edebilir?"

ayetinden yüce Allah’ın şefaat izni vereceği anlamını çıkarmak mümkün değildir.

Çünkü bu bir cevap ayetidir. ‘Kendilerine bir takım, şefaat edici uyduranlara karşı, siz bunu nereden uyduruyorsunuz? Sizin için şefaat edici olarak gördüklerinize, şefaat etme hakkını/yetkisini kim verdi? diye müşriklere cevap veriyor burada Allah.

çünkü ayetin iniş sebebi çok önemlidir..Allaha yönelin dediklerin hayır bize Allah katında şefaat edecektir ilahlarımız diyenlere cevapdır.

Müslümanların şefaat diye bir sorunu yoktu.. Başka bir ilah daha var da o mu verdi? Bilesiniz ki böyle bir yetkiyi ancak ben veririm. Ben de vermediğime göre yani bu konuda hiç kimseye yetki/izin vermeyeceğime göre; benim izin vermediğim kimselere kim izin verme gücüne sahiptir ki, siz uydurduğunuz şeylerden şefaat umuyorsunuz. Siz istediğiniz kadar kendinize şefaatçi uydurun. Ben hiç kimsenin size şefaat etmesine izin verecek değilim.

 

Her şeyin yaratıcısı ve tek sahibi olan Allah’a; peygamberlerin, meleklerin ve seçkin kimselerin söz geçirebileceği veya vereceği karara etki edebileceği anlayışını reddeden bu ayet, aynı zamanda başka varlıklara güvenen kimselerin bu güvenlerini boşa çıkarmaktadır. Gerek,

"o gün Rahmanın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez,.." (Taha – 109)

ve gerek, "Allah’ın katında sadece O’nun izin verdiklerinin şefaati geçerlidir" (Sebe -23) ayetinden hesap gününde Rahmanın bazı kimselere şefaat izni vereceğini ve sözünden razı olduğu kimselerin şefaat edebilecekleri anlamını çıkarmak ilk etapta doğru gibi görülebilir. Bu ayetler şefaatin olduğunu göstermektedir denilebilir

Ancak bu yanlış bir anlayıştır. Şöyle ki: Bu ayetler müşriklere cevaben hesap gününde geçen bir sahneyi anlatmaktadır. Ve burada şefaat bağışlama değil yardım etme anlamında kullanılmaktadır. Sebe -23 ayetinin öncesinde yer alan ayetlere baktığımızda:

 "sura ûfürülecek günde mücrimlerin kör olarak toplanılacağı, onların hiçbir tarafa sapmaksizın, kaçabilecekleri bir yer bulamadan, kendilerini çağıranları izlemek zorunda ve mecburiyetinde kalacakları ve Rahmanın korkusundan bütün seslerin kırılacağı" sonucu çıkar ve işte o gün Rahman’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimseler birbirlerine destek olacak ve yardım edeceklerdir.

Bir yardımlaşma ve dayanışma içinde olacaklardır.
Mü’minler birbirlerine yardım ederken; mücrimler böylesi bir yardımdan yoksun bırakılacaklardır. Evet, ayetteki şefaat kavramı yardım etme anlamında kullanılmıştır, bağışlama anlamında değil. Çünkü, şefaatin yalnızca ‘bağışlanma’ anlamına gelmediğini aynı zamanda yardımcı olma anlamına geldiğinide biliyoruz.

 

Bu ayetler ‘ne diyor? anlayışı ile değerlendirildiğinde ve Kur’an’ın bir bütün olarak bu konuda ifade ettiği anlam dikkate alınmadığında; sanki Allah’tan başka şefaat edici varmış gibi anlaşılabilir. Oysa ki kıyamet/hesap/amel/Ödül/ceza/yârgılanma gibi konularda, insanların muhatap olacakları hesaba çekilmeye dair Kur’an’ın ortaya koyduğu gerçekten hareket edilerek bu ayetler dikkate alınırsa, ‘ayetler ne diyor?’ değil, ‘ne demek istiyor?’ anlayışı ile değerlendirilirse ve bu konuda biraz sonra değineceğimiz ayetlerden de yararlanılırsa, elde edeceğimiz sonuç, Allah’tan başka şefaat edicinin olmadığı gerçeğini ortaya koyacaktır.

-Evet şimdi de şefaatin söz konusu edildiği diğer ayetlere bakalım;

 

 "… Sizin O’ndan başka veliniz de şefaatçiniz da yoktur ‘ (32 Secde 4).

 

"O gün kîmsenin kimseye faydası dokunmaz. O gün hüküm tümüyle Allah’ındır" ( infitar 19)
 
Hiç kimsenin hiç kimse adına bir şey ödeyemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği ve yardım görülmeyeceği bir günden sakının. (2 bakara 123 )
 
"Ey iman edenler! Alışverişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infak edin. Kafirlere gelince işte onlar zalimlerdir" (2 Bakara – 254).
 
İşte bugün hiç kimseye (hiç) bir şeyle zulmedilmez ve siz de yaptıklarınızdan başkasıyla karşılık görmezsiniz. (36 Yasin 54).

Allah, ahirette dilediğine şefaat edeceği gibî bu dünyada da şefaat eder/etmektedir Keza insanlar da şefaat ederler. Ancak, bu Allah’ın şefaat etmesi gibi değildir. Yani bîr kimse, başkasına yaptıklarının hesabını verirken, ona yardımcı olarak kurtulmasına sebep olamaz, insan insana ancak bu dünyada ve ancak belirli ölçüde şefaatçi yardımcı) olabilir.

Kişi, bir başkasına, ancak iyi ve kötü olanı göstererek, iyi işler yapması konusunda , onu uyararak yardımcı olabilir. Maddi ve manevi katkı sağlayabilir. Başkasının kendi şahsına karşı işlemiş olduğu hatayı veya suçu bağışlayabilir.

Başkasının o’nun herhangi bir sıkıntısını gidermesinde yardımcı olabilir. Kulun, kula şefaati bu şekilde olur.
Yoksa, hiç kimse yaptıklarına karşılık hesap verme konusunda Allah’ın kendisine vereceği cezadan, başkasının aracılık etmesiyle kurtulamaz. Zaten bu Allah’ın adaletine de yaraşır bir şey değildir, Allah meleklerden, nebilerden ve diğer varlıklardan şefaat umanlara cevap olarak: "Allah’ın izni olmadan hiçbir varlık şefaat edemez" demektedir. Bu, Allah’ın bu kimselere ‘şefaat etmeleri konusunda vereceği "anlamına gelmez tam aksine böyle bir beklentinin boş oIduğunu belirten bir cevaptır, bunun boş bir avunma olduğunu ortaya koyan bir açıklamadır, Zira yüce Allah, tapındıkları putların kendi katında onlara şefaat edeceğini söyleyenlere de aynı şekilde cevap vermektedir. Bu Kur’an’ın anlatım yöntemi/tekniğidir.

Kur’an bu yöntemi sık sık kullanmaktadır. Örneğin, "Ben dilemedikçe doğru yolu bulamazsınız" ayeti aynı yöntemle vahy edilen ayetlerden biridir. Bu ayetten yola çıkarak, yani bu ayete yalın olarak ifade ediş biçimine göre anlam verirsek, şu sonuç ortaya çıkar; Allah’ı ve Kitab’ın ve o Kitabın hükümlerini reddeden bir kimsenin hiçbir sorumluluğu yoktur.

Böylece kafir olan bir kimsenin, kafir oluşundan dolayı hiçbir günahı yoktur, Çünkü onun kafir olmasını Allah dilemiştir neticesine varırız. Böyle bir netice Kur’an’a "aykırı ve onunla çelişen bir netice değil inidir?

Yalın olarak böyle anlaşılsa da öz olarak ve gerçekte bu ayet hidayeti seçmeyenlerin hiçbir sorumluluklarının olmadıkı anlamını içermemektedir. Zira Kur’an birçok ayetinde insanın dilediğini seçme ve alma hakkına sahip olduğunu; dilerse hidayeti dilerse küfrü seçebileceğini, bu konuda tamamen özgür bırakıldığını söylemektedir!

Dolayısıyla bu ayetle söylenen gerçek şudur: Hidayeti seçmeyenlerin sorumluluğu kendilerine aittir. Ve kafir olan bu kimseler tercihlerinde öylesine kararlı kimselerdir ki bir müdahale olmadan kendiliklerinden girdikleri yolu değiştirmeleri, verdikleri kararı bozmaları mümkün değildir.

Ancak Allah müdahale ederse, onları girdikleri yoldan zorla alıp, hidayete iletirse doğru yola erişmeleri mümkün olur. Kuşkusuz Allah dilerse bunu yapar. Çünkü,, Allah’ın her şeye gücü yeter. Ne var ki, Allah, kuluna dilediğini seçme hakla vermiş olduğundan, böyle bir müdahaleyi yapacak değildir, Bu hîtap(ayet) bir durum tesbitidir.

Adam sapıklığı seçmiş ve kararlı bir biçimde de yolunu sürdürmektedir. Ona hiçbir uyan yarar sağlamamaktadır. Bu öylesine bir hal almıştır ki, iş tamamen Allah’a kalmıştır. Ancak Allah müdahale ederse o kimse düzelecektir. Yani, "ey sapık adam, sen öylesine sapıtmış ve küfre girmişsin ki ancak Allah müdahale ederse (Allah dilerse) düzeleceksin. Allah dilemedikçe müdahale ettmedîkçe) senin kendiliğinden düzelmen, doğru yolu bulman, hidayete ermen mümkün değildir" denmektedir.

Bu konu, Sitemizin aynı bu bölümde Hidayet ve Sapıklığı insan seçer bölümünde daha detaylı olarak yer aldığından şimdilik bu kadarla yetinelim.

Tekrar konumuza dönüp düşünmeye devam edelim; Bir kimseyi yapacağı kötü bir şeyden caydırmaya çalışmak, ona engel olmak, onu ikna etmek bütün bunları yaparak ona şefaat etmek/ yardımcı olmak bizim için bir görev ve sorumluluktur.

Ancak, diyelim ki o kimse suç işledi ve mahkeme huzuruna çıkarıldı, işlediği suça karşılık hakim de ona ceza verdi. Hakimin ona vereceği cezayı engellemek, aracı olup onun affedilmesini sağlamaya çalışmak nasıl ki doğru bir davranış değilse, -kötülüğe destek ve yardımcı olmak anlamına gelmekse veya adaleti çiğneyerek zulüm işlemekse-nasıl ki böyle bir iş yapmamız şefaat olarak nitelen-dirilemeyecekse, tıpkı bunun gibi, Hesap Gününde bir takım kimselerin suçlu ve günahkarlara aracı (şefaatçi) olarak bağışlanmalarına yardımcı olabilecekleri anlayışı AlIah’ın adaleti ile çelişmektedir.
Yüce Allah’ın:

"Kimsenin başkasının cezasını çekmeyeceği, kimsenin şefaatinin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı ve kimsenin yardım da görmeyeceği günün, azabından korkun" (Bakara – 48)

hükmüne rağmen nasıl oluyor da, kimileri kendilerine şefaatçi edinme arayışına giriyorlar?

Allah’a rağmen kur’ana rağmen bir arayış değil mi?

De ki: ‘Allah’ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler (10 Yunus – 49) peygamberin, bütün müminlere şefaatçi olacağını ve onları kurtaracağını varsayan mantık Kurana ters düşen bir mantıktır.

 

Yarattığı kullarının içinden seçerek, vahyi île muhatap etme şerefine erdiren, O’nu yüceler yücesi olan Elçilik makamına çıkaran Rabb’imiz, şayet O’na şefaat etine hakkı tanısaydı veya böyle bir yetki verseydi, bu konuya bir tek ayetle olsun değinmez miydi?

 

Alemlere rahmet olarak gönderilmek ayrı, (ki burada rahmet, insanlığın kurtuluşu için gönderilen hidayet yolunun ortaya konması elçilik anlamında kullanılmıstır.  Yoksa kötülük yapanların günah işleyenlerin, suçluların bağışlanmasına aracılık değildir) şefaatçi olmak ayrıdır.

 

 Gerçekten de, Rasulullah (sav), insanlara doğru yolu gösterdiği ve bu dinin nasıl yaşanacağı konusunda örnek olduğu için en büyük rahmettir. Peygamberin rahmet olması bundan dolayıdır- Yoksa, günahkara torpil yapması değildir,

"Onlar için bağışlanma dilesen de, dilemesen de birdir. Onlar için yetmiş kez bağışlanma dilesen de Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, Allah ve Rasulünü küfretmelerinden dolayıdır, Allah, fasıkları doğru yola iletmez“ (9 Tevbe- 80).

Evet, Allah, elçisine ve mesajına uymayanların, vahyin öngördüğü, şeyleri dikkate almayıp ihlal edenlerin bu seçimleri yüzünden hak edecekleri cezayı çekeceklerini ve bu konuda peygamberine dahi söz hakkı vermeyeceğini açıkça bildirmektedir.

Allah, öyle bir Allahtır ki yaptığı ve yapacağı hiçbir şeyi başka bir varlığa danışmaz. Zaten bu Allah’a yaraşmaz da.  Allah, "Bu Kitap’ta asla çelişki bulamazsınız’ demiyor mu?

O halde bunca ayete rağmen şefaatle ilgili delil getirilen ki bu ayetler yukarıda da izah ettiğimiz gibi yanlış anlamlandırılmaktadır. Bazı ayetlerle Kur’an bütünlüğüne ve onun gerçeğine aykırı bir neticeye nasıl varılabilir ?  Bir yandan "zerre miktarı da olsa  kim ne yaparsa karşılığını görecek" diyen Allah, diğer yandan da insanların işledikleri günahları/kötülükleri, başkalarının aracılığı ile affedecek.

Bu nasıl bir mantık? "Ceza gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin? Ve yine ceza gününün ne olduğunu sen nereden bileceksin? O kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür! O gün buyruk, yalnız Allah’ındır"( infitar 17,18,19)

kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür. Yüce Rabb’imiz böyle diyor. Buna rağmen, nasıl oluyor da başkalarının yardım edebileceğine dair bir inanç benimsenebiliyor?

Kur’an’dan edindiğimiz bilgi odur ki, hiçkimse (peygamberler de dahil), kimseye bağışlanması konusunda aracılık edemeyecektir, Allah, bu konuda (günahların bağışlanması konusunda) hiç kimseye yetki ve hak vermemiştir.

Herkes hakettiğinîn karşılığını alacaktır. Sadece yüce Rabbimiz dilediğini bağışlayacaktır. Bu bağışlama (şefaat) bizim için niteliği ve niceliği yönünden müteşabihata girmektedir ve ne olduğunu gerçek olarak sadece Rabb’imiz bilmektedir.

 

SONUÇ OLARAK DİYEBİLİRİZ Kİ:[1]

 

Büyük günah işleyenlerin Peygamberimizin şefaatiyle cehennemden kurtulabilmesi mümkün değildir. Böyle bir şey söz konusu olamaz. Gelenekçi anlayışa sahip olan din yorumcuları; bazı rivayetleri esas almış ve bir-iki ayeti de bu rivayetleri destekleyecek şekilde tefsir ederek bu sonuca ulaşmıştır.

 

Bize göre bu sonuç; İslam’ın temel hükümlerine uymamaktadır. Şefaat meselesi; Kur’an-ı Kerim’de tam 27 ayette geçmiş olmasına rağmen, bu ayetleri bütünlük içerisinde değerlendirmeyen alimler tarafından, yanlış yorumlanmıştır. Bu yanlış yorumlamanın sonucunda, ümmetin içerisindeki büyük günah işleyenlerin bile, Peygamberin aracılığıyla cehennemden kurtulacağına inanılmıştır. Gelenekçi anlayışta, Peygamberin şefaatinden başka; şehitlerin, salihlerin, ölmüş kız çocuklarının …vb bile şefaat edeceklerine inanılmaktadır. Hele toplum içinde kendilerini “Allah’ın veli kulu” diye tanıtmış tiplerin çoğunun, nerdeyse sınırsız bir şefaat yetkisinin olduğuna inanılmaktadır.

 

Biz yukarıda saymış olduğumuz inançların, İslam dininin; temel inanç esaslarına aykırı olduğuna inanıyoruz. Çünkü, bize göre; yüce Allah adaletlidir, hiçbir zaman kullarına zulmetmez. Ne hak etmiş olanı cennetten çıkartır, Ne de hak etmeyeni –torpilli dostlarının aracılığıyla- cennete koyar. Biz okuyucularımıza, “Peygamberimizin veya bir başkasının şefaatine değilde, işlemiş olduğunuz salih amellere güvenin” diyoruz.

 

Kur’an-ı Kerim, kıyamet günü peygamberlere de, inananlara da Allah’ın yardım edeceğini açıklamıştır.[2] O günde, kendisi yardıma muhtaç olanların, diğerlerini ateşten kurtarabilmesi mümkün değildir. Kur’an-ı Kerim’deki “(Ey Muhammed)…Sen ateşte bulunanı mı kurtaracaksın?”  [3] ayeti de zaten bu gerçeği açıkça beyan etmektedir.

İslam dini hakkında yeterli birikimi olmayan okuyucularımız için, bu sorunun cevabı burada bitti. Bu okuyucularımızın sorunun cevabına yapmış olduğumuz, aşağıdaki açıklamaları okumalarına gerek yoktur. Çünkü bu açıklamaları, daha önce bu konuları okuyup araştırmasına rağmen, Kur’an merkezli düşünemeyen okuyucularımızı uyarmak için yazıyoruz.

Bize göre, şefaatle ilgili şu beş temel esas unutulmamalıdır.

 

1. Şefaat konusu inançla ilgili bir konudur. Bu konuda, Kur’an ayetlerine taban tabana zıt olan hiçbir hadise itibar edilemez.  Aşağıda meallerini vereceğimiz onlarca ayeti görmezden gelip, sadece bir-iki ayeti, peygambere fatura edilen hadisleri kabullenmek adına te’vil ederek Kur’an’a rağmen bir şefaat anlayışı ortaya koymak doğru değildir.

 

Geçmişte yaşamış olan bazı din yorumcuları bu esasa riayet etmedikleri için, Kur’an’a tamamen zıt olan birçok hadis, hadis kitaplarında yer alabilmiştir.  Kur’an-ı Kerim’de Rahmanın izin verdiğinden başkasının şefaat edemeyeceğini [4] açıklanmaktadır. Hadislerde ise; Peygamberin, şehitlerin, ölen kız çocuklarının…vb şefaatlerinden bahsedilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de; şirk dışındaki günahları Allah’ın dilediğine bağışlayabileceği [5]açıklanmaktadır. Hadislerde ise; şirk koşmadan ölenlerin şefaatle kurtulacağı belirtilmiştir. (Kütüb-i Sitte 14. cilt Sh: 403) Bu hadislerin manalarının ayetlerin manalarına zıt olduğu ortadadır. Ancak, bu zıtlık sadece bu hadislerle sınırlı değildir.  Hadis kitaplarımızda senedi sahih olarak nakledildiği halde, metni problemli olan daha birçok hadis vardır. Örnek olarak, şefaatle ilgili olan ve sahih olduğuna inanılan şu iki hadise bakalım. Bu hadislerden bir tanesi; “Şefaatim, ümmetimden büyük günah sahipleri içindir” hadisidir. (Kütüb-i Sitte 14. cilt Sh:404) Diğeride “Kalbinde hardal tanesi imanı olanların ve daha sonrada La ilahe illallah diyenlerin hepsinin cehennemden çıkartılacağı” hadisidir.  (Kütüb-i Sitte 14. cilt Sh:407)  Kitaplarımızda, şefaatle ilgili, Peygamberin sözü olduğuna inanılan zayıf hadislerde vardır. [6] Bize göre, metni Kur’an-ı Kerim’in temel ilkelerine zıt olan [7] bu hadislerin hiçbirisinin Peygambere aidiyeti mümkün değildir. Bu tür rivayetler üzerine inanç bina edilemez.

 

2. İlk başta şunu net olarak söyleyebiliriz ki; Kur’an-ı Kerim’in ayetlerine bakıldığında; şefaatçi aramanın mü’minlerin değil, müşriklerin vasfı olduğu görülür. Kur’an-ı Kerim’deki “Allah’ı bırakıp kendilerine ne zarar, ne de yarar veremeyen şeylere tapıyorlar ve “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir!” diyorlar… “ [8] ayeti bunu açıklamaktadır. Kur’an-ı Kerim’deki “ (Allah’a) ortak (koştukları put)larından da kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmaz. O zaman ortaklarını inkar ederler. “ [9] ayeti de şefaatçi sanılanların şefaat edemeyeceklerini açıklamaktadır.

 

3. Kur’an-ı Kerim’de, gelenekçi anlayışa göre şekillenmiş olan; “aracılık sonucu bedava cennete girme” şeklindeki  şefaat anlayışının yeri yoktur. Çünkü, böyle bir anlayış, ilahi adalete de ters düşmektedir. Yukarıda kaynağını vermiş olduğumuz hadiste; sadece “La ilahe illallah” diyenlerin şefaatten faydalanacakları ve cehenneme atılmayacakları anlatılmıştır. Halbuki, Allah’ın ayetleri, “aracılık sonucu kolay cennet” anlayışının mümkün olamayacağını net bir şekilde ortaya koymaktadır. Mesela, Kur’an-ı Kerim’deki “Sizden öncekilerin başına gelenlerin durumu, sizin başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi zannettiniz?...” [10] ayetini düşünelim. Bu ve benzeri ayetlere[11], bakıldığında,  “aracılık sonucu kolay cennet” anlayışının imkansız olduğu görülecektir. Zaten böyle bir aracılığın olabileceğine inanmak; Allah’ın adaletli olduğu gerçeğinede ters düşer. 

 

4 Kur’an-ı Kerim; her ümmetin peygamberlerinin onlara şahitlik edeceğinden bahsetmektedir. Kur’an-ı Kerim’deki

 

Her ümmet içinde, kendilerinden, kendi üzerlerine bir şahit getirdiğimiz gün, seni de bunların üzerine şahit getirmiş olacağız…” [Nahl  89 ]

 

ayeti bunu açıklamaktadır. Ayete dikkat edilirse, peygamberimizin “torpilli kurtarıcı” olmaktan ziyade “gerçekleri açıklayacak olan bir şahit” olduğu ortaya çıkacaktır.  Kur’an-ı Kerim’deki

 

O gün ruh ve melekler, sıra sıra dururlar. Rahman’ın izin verdiğinden başka kimse konuşamaz. O da doğruyu söyler. “ [Nebe 38 ] ayeti de bu gerçeği açıklamaktadır. Kur’an-ı Kerim’in bir başka ayetindede

 

 “…Kitap konuldu, peygamberler ve şahitler getirildi ve aralarında adaletle hükmedildi. Onlara asla zulmedilmez. Herkese yaptığının karşılığı tam verildi…[Zümer 69 ]buyurularak Allah’ın adaletli olduğu gerçeği bir kez daha vurgulanmıştır. Yani Kur’an’daki şefaat herkesin sandığı gibi; hak etmeyeni cennete koymak değil, peygamberin şahitlik etmesidir. Bu gerçeği, Kur’an-ı Kerim’deki

 

 “Ondan başka yalvardıkları şeyler, şefaat sahibi değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır. “ [Zuhruf  86 ]

ayeti de net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

5. Kur’an-ı Kerim’in birçok ayeti, geleneksel İslam anlayışındaki “şefaat” anlayışının mümkün olamayacağını açıklamaktadır. Ne yazık ki, alimlerimiz bu ayetleri görüp gereğini açıklamaktan çok, te’vil etmeyi tercih etmişlerdir. Ayetlerde “sakın ha! şefaatçiler aramayın, onların hiçbir faydası olmaz. Cennete girmek ve cehennemden kurtulmak istiyorsanız amel edin” mantığı verilmeye çalışılırken, alimlerimiz, bu ayetler Müslümanlardan değil, kafirlerden bahsetmektedir diyerek ayetleri te’vil etmiştir. Aşağıdaki ayetler bu meseleyi te’vile ihtiyaç bırakmayacak şekilde açık ve net olarak açıklamaktadır.

 

“Ey iman edenler! Ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmezden önce,  size verdiğimiz rızıktan harcayın….” [Bakara 254 ]

 

“Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin cezasını çekmez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz.” [Bakara 48 ]

 

“Dinlerini bir oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini mağrur kılanları bırak. Onunla (Kur’an’la) hatırlat ki, bir nefis, kendi kazandıklarıyla helake düşmesin; Allah’tan başka ne bir velisi, ne de bir şefaatçisi vardır; her türlü fidyeyi verse de kabul olunmaz, işte onlar kazandıkları nedeniyle helake uğrayanlardır…” [En’am 70 ]

 

“Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur’an’la uyar. Onlar için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. ..”  [En’am 51 ]

 

“İnanan kullarıma söyle; namazı kılsınlar, ne alışverişin, ne de dostluğun olmadığı bir gün gelmeden önce, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık hayır etsinler.” [İbrahim 31]

 

“O, kimsenin kimseye yardım edemeyeceği bir gündür. O gün hüküm yalnız Allah’ındır.” [İnfitar19]

 

Bu ayetler; mü’minlerin cennete girmek için şefaatçi aramamaları gerektiğini net bir şekilde ortaya koymaktadır.

 

6. Yukarıdaki ayetlere rağmen, illa da gelenekçi anlayıştan vazgeçemeyen kişiler varsa, onlara da şu tavsiyeleri yapıyoruz.[12]

a)     Şefaat yetkisinin Allah’a ait olduğunu unutmayınız. Bu yüzden şefaati Allah’tan isteyiniz. Sakın ola, bu ayetleri görmezden gelerek “şefaat ya Rasullah” demeyin, aksi takdirde, şirk koşma tehlikesiyle karşı karşıya kalırsınız. İlla da peygamberden istemekte  ısrar ederseniz. En azından “Rabbim, beni peygamberimizin şefaatinden mahrum bırakma diye dua edin.[13] Hiç unutmayın ki, İslam dini  tevhid dinidir. Tevhid dininde de ihtiyaçlar sadece Allah’tan istenebilir.

 

b)    O’nun izin verdiğinden başkasının şefaatinin olamayacağı unutmayınız. Bu yüzden, uyduruk şefaatçilerin peşine düşmeyiniz. Bilindiği gibi, Allah’a ait olması gereken bazı sıfatların kendilerinde de bulunduğunu iddia eden bazı tipler vardır. Bu tipler kendilerinin Allah’ın velisi[14] olduğuna cahil kitleleri inandırarak onları aldatmaktadır. Sakın ha! bu istismarcıların tuzaklarına düşmeyin.


[1] Ali Umuç, www.aliumuc.com dan alıntı yapılmıştır.

[2] Mü’min suresi 51. ayet

[3] Zümer suresi 19. ayet

[4] -“O gün Rahmanın izin verip sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.” Ta-ha suresi 109. ayet

[5] Nisa suresi 48, 116. ayetler

[6] -Bu hadislerden bir kısmını, Şia’nın sahabeler hakkındaki eleştirilerinden rahatsız olan Sünniler uydurmuşlardır. Buna “Ashabıma dil uzatandan başka, herkese şefaat edebilirim” rivayetini örnek verebiliriz. Bir kısmını da, Ehl-i Beyt’e aşırı sevgi besleyen bazı Şii’ler uydurmuşlardır. Buna da “Ümmetimden, Ehl-i Beytimi sevenlere şefaat edeceğim” rivayetini örnek verebiliriz. Bu rivayetler için  Seadet-i Ebediyye (Tam İlmihal) adlı kitaba bakınız. Sh:448 Görüldüğü gibi, her fırkanın siyasi görüşlerinin açıkça belirtilmiş olduğu bu sözler, zaman içerisinde peygambere fatura edilerek hadisleştirilmiştir. Bu olay, fırka taassubuyla uydurulan rivayetlerin, akaid konularına bile sokulduğunun apaçık bir göstergesidir.

[7]  -Bu hadislerin manalarına inanıldığında, ahirete iman konusundaki birçok şeyin hiçbir işe yaramaz formaliteler olduğuna inanılmış olacaktır. Bu hadisleri kurtarmak adına; amel defterlerinin yazılmasını, amellerin tartılmasını, ceza ve mükafatın konulmasını …vb gereksiz olduğunu iddia etmiş oluruz. 

[8] -Yunus suresi 18. ayet

[9] -Rum suresi 13. ayet

[10] Bakara suresi 214. ayet

[11] -Mü’min suresi 58. ayet, Casiye suresi 21. ayet,  A’li imran 142,

[12] Bu kişileri; hastalıklarının tedavisi için aslında ameliyat gereken, ancak ameliyattan korktuğu için doktordan ilaç yazmasını isteyen tiplere benzetebiliriz. Biz doktor olarak kendilerine ilk beş maddedeki önerilerimize uymalarını tavsiye ediyoruz. Ama bundan kaçanlara, tedavi edilmeyeceğini bilmemize rağmen, hastalığın etkilerini azaltmak için ilaç tedavisi yapıyoruz. Ama çözümün de ameliyat olduğunu kendilerine söylüyoruz.  

[13] Şefaati, olsa olsa cehennemi hak edenleri, cehennemden çıkartma şeklinde değil de; cehennemdeki azabının hafifletilmesi şeklinde anlamaya çalışın. Aksi halde, her büyük günahın sahibinin, şefaatle cehennemden kurtulacağına inanmak, ilahi imtihanın sağlıklı olup-olmadığının tartışılmasına yol açacaktır

[14] Bu tipler; hurafe merkezli İslam anlayışına göre “Evliyaullah” kabul edilmektedir. Bize göre, bu tipler çağımızın Lat, Menat ve Uzza’larıdır. Mekke müşriklerinin putlarına duydukları saygının aynısı günümüzde bu tiplere de duyulmaktadır. Kur’an-ı Kerim’e göre, bunlar sağa sola şefaat etmek şöyle dursun. Kendilerini bile kurtaramayacaklardır. Çünkü, Nahl suresinin 25. ayetinde onların hem kendi veballerini, hem de saptırdıkları kimselerin veballerini yüklenecekleri açıklanmıştır.  Bu yüzden, bu kimselere, itimat edip “eteklerine yapışmanın”  hiçbir mantığı yoktur.  

About these ads

9 Yanıt to “Şefaat Etme Hakkı Var mıdır?”

  1. sehim güney saygıdeğer said

    Selam sayın Kiziroğlu. Şefaat konusundaki makalenizi çok beğendim. Benim de bu konuda 40 sayfaya varan ama özü sizinki gibi olan bir Şefaat çalışmam var. Henüz yayınlamadım. Sizin makalenizde bazı temel bilgi hataları var. Birisi sebe/23,zuhruf/86 gibi birkaç ayetin mealinin gerçek olmadığından haberiniz yok. Bu ayetler yanlış tercüme edimişlerdir. Makalenizi buna göre düzelttiğinizde çokça rahatlayacaksınız. İkincisi ise şudur: Şefaatin dünyevi ve uhrevi olanı vardır ve bunu anlatan ayetleri siz birbirine karıştırmışsınız. Bunları da ayırtırsanız çok daha rahatlarsınız.Esenlikler ve Allah’ın rahmeti hepimizin olsun.

  2. kiziroglu said

    Kardeşim, Allah sizden razı olsun.. Ziyaretiniz beni ziyadesiyle memnun etti.. Değindiğiniz konulara tekrar baktım.. Sebe 23 ve Zuhruf 86 da ben bir hata bulamadım.. Hemen hemen bütün meallere baktım, sonuçta hepsi bizim verdiğimiz meale çıkıyor..
    Tabi aynı şeyi ifade eden değişik kelimeler kullanılmış, sizden ricam eğer vaktiniz varsa bu konuları sizin kaleminizden burada yayınlayın.. Rabbim ecrini kat kat verir..

    İster burada yorum bölümünde yayınlayın isterseniz bana gönderin burada tam sayfa yayınlarız.. E-Mail : m.ates@freenet.de

    Allaha emanet olunuz…

  3. sehim güney saygıdeğer said

    Değerli kardeşim selamlar. Geçen yıl size bir yazı yazmışım ve arkasını arayamamışım. Sanırım sitenizin adresini bulamamıştım. Bu gün tesadüfen tekrar rastladım. Sizinle şefaat konusunda yazıştığımızı gördüm. Size cevap yazmam gerekirken yazmamışım. Çok özür dilerim.
    Önce yanlış tercüme edilmiş olan ayetlerin doğrusunu aktarayım.
    “O gün Rahmanın kendisine şefaat edilmesine izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasına şefaat fayda vermez“ (20 Taha- 109)”
    Ayetin tercümesinin bu şekilde olduğunun delili şimdi gelen ayettir, aynı şeyi söylüyor zaten:
    “Allah, onların gizlediklerini de açıkladıklarını da bilir. Onlar, O’nun razı olduğundan başkasına şefaat edemezler. Kendileride, O’nun korkusundan titrerler” (21-Enbiya-28
    “Allah katında, sadece O ‘nun şefaat edilmesine izin verdiği kimselere şefaati geçerlidir. Bekleyiş içinde olanların korkuları yatışınca: “Rabbiniz ne söyledi” derler. “Hakkı söyledi?” diye cevap verirler. O çok yücedir, çok büyüktür” (34 Sebe 23)
    (43 Zuhruf 86) O’nun katında gerçeğe çehit olan ve bilenden başkasına şefaat edeilmez.
    Ahrette de dünyada da şefaat vardır. Ahrette olacak olan şefaat üzerinde yalnız Allah karar sahibidir. Ahretteki şefaat, insanların cenneti kazananlarının geriye kalan günahlarını bağışlamak şeklinde yapılır. Zaten dünyada da Allah ın şefaati yine bağışlama şeklinde olur. Meleklerin şefaatlerinden söz edilemez çünkü onlar sadece emredileni yaparlar.
    Dünyadaki şefaat ise iki türlüdür. Birincisi ister uhrevi ister dünyevi olsun, birisinin diğerine aracılık yapması, yardım etmesine şefaat etmek denir. Yani herkes şefaatçılık yapıp durur zaten. Dünyada şefaatin de şefaatçının da kötüsü vardır. Yani kötü bir işe yardımcılık, aracılık yapan da kötülüğe şefaatçılık yapmış olur. Bu konuyu özetleyen ayet: “Kim güzel bir işe şefaat ederse ona ondan bir pay vardır. Kim de kötü bir işe şefaat ederse ona da ondan bir pay vardır.”
    Dünyadaki ikinci şefaat türü ise şu ayetten yola çıkılarak biliniyor.
    “Onlar günahlarının bağışlanması için sana gelirlerse, sen de onların ve kendi günahların için bağışlama dilersen Allah ı çokça bağışlayıcı bulacaksın.” İşte adresini şu an hatırlayamadığım bu ayete göre dünyada şefaatçılık yapmak vardır. Ama günahlar için olana yalnız Allah ın sevgili elçisi ve sevgili velileri yetkilidirler. Papazların günah çıkartmaları da yine aynı şeydir ve şekil olarak kısmen doğrudur.
    Dünyada şefaatin ve şefaatçının olduğunu gördük. Gelen ayetler de insanlar için şefaatin dünyada olduğu ama ahrette olmadığı gerçeğine göre indirilmişler;
    “Ey iman edenler! Ne alışverişin, ne dostluğun ve ne de şefaatin olmadığı gün gelmezden önce, size verdiğimiz rızıktan harcayın….” [Bakara 254 ] (Dünyada hepsi vardı)
    “Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin cezasını çekmez, kimseden şefaat da kabul edilmez, kimseden fidye de alınmaz ve onlara hiçbir yardım yapılmaz.” [Bakara 48 ](Dünyada Hepsi vardı)
    Sevgili dostum. İnşallah faydalı olurum. Size tavsiyem meallere fazla güvenmemenizdir. Onlar birbirlerinden kopya çekerek yazılmışlardır. Mezhep öğretisine göredir tercümeleri. Yani hadislerle çelişik tercüme yapmaya yürekleri yoktur onların. Selam aleyküm.

  4. ALİ GALİP YÜCEL said

    herşeye aklınızdan manalar vererek milletin aklınıda karıştırmak süretiylr ifsat ediyorsnuz. şu anda şefaat mevzuunda olduğu gibi aslında varya sizin gibi yorum yapmak için insanın hiç ilim tahsil etmesine gerek yokki herke alsın eline bi meal bi kağıt kalem ayetleri okusun bu şöyle şu şöyle bu böyle olmaası lazım şu şöyle olması lazım senelerce okumaya ne gerek var islamoğlu ve yetiştirdikleri gibi olmak için inanınki onada gerek yokki kardeşim belkide sen kafandan yorumlar yapsan onu bileme sollarsın:))))))))))) ama dikkat et sollarken uçuruma yuvarlanma, bu tehlikeden kurtulmak için nakil ve rvayetleri esas alan alimlerin tefsirlerinden okuyalımki yolumuzu şaşırmayalım inşallah

  5. Şaban said

    Yazmışında yazmışın ama şunu unutma resulullah efendimizin şefaat yetkisi Allahın izniyle var hep kurandan örnek verdin peki efendimizin hadisleri hadisi kutsiler nerede sen kendi kafana göre yazmışsın şunu unutma eğer ne kadar çok müslümanın kafasına veya imanına zarar verirsenki onkarın bütün günahları senin boynuna kimsin sen bu kadar hadis varken bunları yok sayıyosun peygamberimiz kuran ve benim sünnetimden ayrılmayın buyurmuş sen sallamış durmussu ölüm var bunu inkar edmezsin bakalım hesap günü şefaat hakkı yok dedigin resulullah şefaat edçekmi sana ya varsaki var sen yalan söylüyosun……bakalım ALLAH HER ŞEYİ DOĞRU BİLENDİR.

  6. hacı kocabaş said

    şaban kardeş doğru söylüyor.daha bunlar peygamber as.mı tanımıyorlar.hadis ve kutsi hadisleri görmeziye geliyorlar.aslında biliyorlar işlerine öyle geliyor.kuranda zamanın alimlarinin birçoğunu , gerçeğin önünü tıkdıklarını.yani tam doğruyu insanlara açmadıklarını buyuruyor.ve butür alimler içinde KİTAP YÜKLÜ HIMARLAR (kitap yüklü eşekler) diye ağır hitamda bulunarak ceza göreceklerini buyuruyor.zaten Allah,ın izni olmadan hiçkimse.birsey yapamaz.bunu hiç okumamış dağda çobanlık yapan kardeşimde bilir. bunların maksadı insanların kafasını karıştırmak.(RABBIMIZIN İZİN VERDİĞİ ALLAHIN HER NEBİSİ VE VELİSİ şefaat edebilir.)Hiçbir kimse Paygamberin as. rızasını almadan Allah’ın cc.rızasını alamaz.Allah tüm inananlara yardım eder.İnşallah. HACI KOCABAŞ 09.03.2013

  7. şefaat var ve günahkarlara allahın rasulü şefaat edecek diyorsanız kurandan delil getirin. hadis, fetva alim diyorsanız onlar sizin olsun.kuran islamın tek ve korunmuş kaynağıdır.kuran ifadesi ile laraybefih dir. sınav süresinde sınavı ciddiye almayanlar ahirettede ciddiye alinmayacaklar,putlarıda onlara fayda vermeyecektir.

  8. Kiziroğlu senin kafan epey bir karışıki. diyorsunki hz.peygamber insanlara dünyaya rahmet olarak gönderilmiştir. cehaletin yada aldatmanın bu kadarına pes.ayeti iyi oku inananları kandırmaya çalışma.( biz seni alemlere rahmet olarak gönderdik.)Enbiya 107 senin alemlerden anladığın dünya ise sen bayağı kapkara cahilsin kusura bakma kardeşşş…son olarak müjdecimizden,şefaatçimizden,peygamberimizden uzak durun onu pasifize etmeye çalışmayın. onu YARADAN övmüş siz kim oluyorsunuz.Belki Rabbin seni övülmüş bir makama ulaştırır.(makamı mahmuda)İsra/79.

  9. Efendimiz s.a.v sizin gibi fitnecileri ve bozguncuları şu şekilde haber vermiştir(buradaki fitneciler kiziroglu ve mustafa karabulut oluyor.bir zaman gelir kur’andan başka bir şey tanımam diyenler çıkar.)EBU DAVUT(ayrıca puttan kastın kim mustafa karabulut salak salak konuşma cahil adam burda bahsedilen Hz Peygamberin şefaati.yüzlerce binlerce alim şefaate çıkmız sizin gibi bir kaç sünnet, peygamber düşmanı insanların kafasını bulandırma peşinde.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: