Niyet ettim İslam`a……..

Rahman`ın dostları ile şeytan`ın dostları arasındaki fark

Yazan: ersinusta10 25 Ekim 2009

Velinin sözlük anlamı; dost, arkadaş, yardımcı ve gözeten anlamlarına gelmektedir.

Terim anlamı (İslam’da kazandığı mana); Allah’ın sevdiği kulu demektir, Başka bir deyişle dinin istediği şekilde iman ve amel eden demektir. Yani kısaca sahih iman ve salih amel sahibi bir Müslüman’ı tarif ediyor. Evliya; velinin çoğuludur.

Kuran-ı kerim bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Şu ayetlere bakalım;

Allah, iman edenlerin velisidir. Onları, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise tağutlardır. [1] Oda onları aydınlıklardan karanlıklara düşürürler. İşte onlar cehennemliktirler. Orada ebedi olarak kalacaklardır. (Bakara Suresi 257)

İyi bilin ki, Allah’ın veli kulları (dostları) ’na hiçbir korku yoktur. Ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Yunus Suresi 62)
Onlar, iman edip takvaya ermişlerdir. (Yunus Suresi 63)

Bu ayette “Allah’ın veli kulları (dostları)’na hiçbir korku yoktur.’’ dediği kişiler elbette Hz. Peygamberin haber verdiği ümmetinden hesapsız cennete girecek kişiler olduğu gibi en alt tabakada ise zerre kadar iman sahibi olup ta o iman sayesinde ebedi cehennemde kalma korkusundan kurtulan Müslümanlardır. İşte bu korku; korkuların en büyüğüdür. Allah iman edenleri bu korkudan korumuştur.
Zaten hemen akabinde gelen ayet onların kim olduğunu bize haber veriyor. “Onlar iman edip takvaya ermişlerdir.
Takvanın manası ise; Allah tan korkup sakınan ve İslam‘ın emir ve yasaklarına bağlılıktır. Buda Allah’ın sevdiği kulları olan müminlerin vasıflarıdır.

Şu ayetlerde takva sahibi müminlerin vasıfları anlatılıyor.

O Takva sahipleri ki gayba iman ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızık tan, Allah yolunda harcarlar. Onlar, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler. Ahrete de kesinlikle onlar inanırlar. İşte rablerinin doğru yolunda olanlar bunlardır. Kurtuluşa erenler de bunlardır.(Bakara Suresi 3–5)

İyilik, yüzünüzü doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. Fakat iyilik(Allah’a ahret gününe meleklere, kitaba, peygamberlere iman edenin, sevdiği mallardan akrabaya, yetimlere, yoksullara, yolda kalana, dilencilere ve köle azad etmeye verenin, namazı kılanın zekatı verenin, söz verdiklerinde sözleri yerine getirenlerin, sıkıntı, hastalık ve şiddet zamanında da sabredenlerin yaptıklarıdır. Bunlar, imanlarında sadık olanlardır. Takva sahipleri de işte bunlardır. (Bakara Suresi 177)

Bu ayetler ışığında her Müslüman Allah’ın velisidir. Müfessirlerimiz yukarıdaki Yunus suresindeki ayetleri Bakara suresinin bu ayetleri ile tefsir etmişlerdir ki işte buda müminlerin vasfından başka bir şey değildir. Şirk ve küfür pisliğine bulaşmamış olan iman sahibi olan bütün Müslümanlar Allah’ın birer dostudur. Ancak kişiler Salih amelleri/takvaları bakımından derece derecedirler. Kimi daha takva sahibi iken kimisi ise daha az takva sahibidir. Tıpkı imanın ve küfrün dereceleri olduğu gibi.

İnsanların iman ve amelleri kuvvetlenip artacağı gibi zayıflayıp azalır. Yani Allah’a yakınlık da derece derecedir. Bu yakınlık Allah’a itaat ile artar. İsyan ile azalır. Şirk ve küfür ile tamamen yok olur.

Müslüman olup ta iman dairesine giren bütün insanlar Allah’ın birer velisidir. Bu sahih iman aynı zamanda amellerin en üstünü ve en değerlisidir.
Allah, iman edenlerin velisidir. Onları, karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise tağutlardır. Oda onları aydınlıklardan karanlıklara düşürürler. İşte onlar cehennemliktirler. Orada ebedi olarak kalacaklardır.(Bakara Suresi 257)

Allah’ın velisi olmanın şartlarını kısaca sahih iman ve salih ameldir. Kimlerin sahih iman ve salih amel sahibi olduğunu ve hangi hal üzere ahrete irtihal gittiğini ise ancak Allah bilir. Çünkü bizler insanları zahirlerine göre değerlendiririz insanların kalplerini yalnız ve ancak Allah bilir. Yine hiçbir kimse sonunun ne olacağını bilemez. Kim/kimin ahreti garanti ettiği ve kurtulduğunu iddia ederse şeytanın oyuncağı olmuştur.

Günümüzde Allah’ın dostu olduğuna inanılan ve medet umulan zat’ların hakkında Allah katından hiçbir delil olmadığı halde çeşitli makamlar tayin edilmektedir. Hatta onların cennette oldukları şefaat edecekleri bile iddia edilir. Hâlbuki Peygamberimiz bakınız ne buyuruyor;

Hz. Peygamber, savaşta öldürülen bir kişinin karısının “Ey şehidim!” diye dövündüğünü gördüğünde ona şunları söyledi; “Sus ey kadın! Onun şehit olduğunu nerden biliyorsun? Kim bilir belki de o kendisini ilgilendirmeyen konularda konuşur, malını eksiltmeyecek şeyleri vermekte de cimrilik gösterirdi.”[heysemi X/303 (Ebu Ya’la, Ebu Hureyre’den – Hayatüssahabe- 183]

Yine H.z. Peygamber bir hadisi şerifte şöyle buyuruyor;

“Kendisinden başka ilah olmayan Allah’a kasem ederim ki, içinizde öyle adam bulunur ki, cennet ehlinin ameli ile amel eder ve kendisi ile cennet arasında bir zira’dan (Yaklaşık 50 cm) ziyade mesafe kalmaz. Derken (hükm-i) kitap (yani o yazının hükmü) ona galebe eder, cehennem ehlinin ameli ile amel eder de cehenneme girer. Keza içinizde öyle adam bulunur ki, cehennem ehlinin ameli ile amel eder, kendisi ile cehennem arasında bir zira’dan ziyade mesafe kalmaz. Derken (hükm-i) kitap ona galebe eder, cennet ehlinin ameli ile amel eder ve cennete girer.” (Buhari –Müslim)

Allah’ın dostluğu bir makam olarak değil ona itaatle kazanılmış rıza ile onun sevgisini kazanmaktır. Bütün iman edenler günah ta işleseler yine de Allah’ın dostudur. Çünkü günahsız olmak mümkün değildir. Zaten bu konuda Ebu Hureyre (r.a.)’den rivayete göre Peygamberimiz (s.a.v.) :
“Nefsim elinde olan Allah’a kasem ederim ki, siz günah işlememiş olsaydınız, sizin yerinize günah işleyip de Allah’ü Teâlâ’ya istiğfar edecek bir kavim getirirdi de onları yarlığardı.” buyurmuştur.(Müslim)

Allah’ın Müslümanlara Din uğrundaki çabalarından dolayı keramet dediğimiz ikramları olur. Kerametler, Allah’ın Müslümanlara/Dostlarına ikramıdır. Her Müslüman Allah’ın bu ikramı (kerameti)na nail olabilir. Kerametler Müminlerin bir ihtiyacını giderir. Bu kerametlerin ise ne zaman, nerede, nasıl olacağını ancak Allah bilir ve takdir eder. Kulların bu konuda tasarrufları söz konusu değildir.

Cenabı Hak bu konuda şu ayetleri indirmiştir.

Ama bizim yolumuzda cihad edenleri, elbette kendi yollarımıza eriştireceğiz. Hiç şüphe yok ki Allah iyi davrananlarla beraberdir.(Ankebut Suresi;69)

And olsun ki biz, senden önce birçok peygamberleri kavimlerine gönderdik de, onlara apaçık delillerle vardılar. Onun üzerine günah işleyenlerden intikam aldık. Müminlere yardım ise, bizim nezrimizde bir hak oldu. (Rum Suresi; 47)

Şüphesiz ki Allah Katında sizin en kerim (keramet sahibi) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır. Şüphesiz Allah, bilendir, haber alandır. (Hucurat Suresi;13)

Mucizeyi getirmek peygamberlerin elinde olmadığı gibi, keramet göstermekte kulların elinde değildir. Allah, onu istediği zaman peygamberlerin elinde yaratır.

” (…) De ki; ’Mucizeler ancak Allah’ın katındadır.’ (…)” (En’âm Suresi; 109.)

“Andolsun, biz senden önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir ayet (mucize) getiremezdi. (…)” (Ra’d Suresi; 38.)

“Elçileri onlara dediler ki; ’Biz de sizin gibi insandan başka bir şey değiliz. Fakat Allah, kullarından dilediğine nimetini lütfeder. Allah’ın izni olmadan biz size delil getiremeyiz. İnananlar Allah’a dayansınlar.” (İbrâhîm Suresi; 11.)

Peygamberler istedikleri zaman mucize gösteremediklerine göre, Allah’ın velileri olan müminler de istedikleri zaman keramet gösteremezler. O, Allah’ın bir lütfüdür ve ancak Allah’ın dilediği zaman vuku bulur. Yoksa keramet sahibi her istediği zaman kerametini izhar edemez. Hatta İsa (a.s.) bile kendisinden gökten bir sofra istenince Allah’a yalvararak şöyle dua ediyor;

Allah’ım, Rabbimiz, bizim üzerimize gökten bir sofra indir ki; bizim için, önce ve sonra gelenlerimiz için (o gün) bir bayram ve (o olay) senden bir mucize olsun. Bizi rızıklandır, sen rızk verenlerin en hayırlısısın!” (Mâide Suresi; 114.) demiştir.

Burada şunu da açıklamak da yarar var, olağan üstü her olay keramet de değildir. Bazı olağan üstü olaylar şeytanların yardımıyla meydana gelen istidraç da olabilir. Bu husussa dikkat etmek gerekir. Şeytanlar özellikle sapık bidat ehli kişilerin elinden istidraç dediğimiz olağan üstü haller meydana getirerek, İnsanların bu sapık bidat ehli kişilere uymalarını sağlar. Böylece insanlar veli sandıkları bu bidat ehli sapık insanlara uyarak, onlara tabi olarak sapıtırlar. Bu hususa dikkat etmek gerekiyor.

Bu gibi hallere birer örnek verirsek; Şeytan insanları türbelere bağlamak için türbelerde olağan üstü şeyler gösterir hatta türbedeki zatın suretinde veya başka suretlerde o kişiye rüyada veya uyanık iken gözükerek şirk/haram şeyleri telkin etmesi.

Yine şeytan özellikle batıl yollara insanları davet eden kişilerin suretine girerek olağan üstü haller gösterebilir. Böylece bu kişilerin kutsanmasını, bu kişilerin Allah’ın velisi oldukları zan edilerek insanların bu sapık kişilere ve batıl yollarına tabi olmalarını sağlar. Aslında aldanan bu insanlar İslam da veli kavramını bilmeyen cahil kimselerdir.

Yine Medyada çokça şahit olduğumuz satanist, ateist, putperest, Mecusi… İnancına sahip sapık insanların olağan üstü haller göstermesi hep şeytanların yardımıyla meydana gelen olaylardır.

Bu konuyu daha detaylı araştırıp anlamak isteyenler İbni Teymiyye’nin “Allah’ın dostları ile Şeytanın dostları arasındaki fark” adlı eserini mutlaka okumalarını tavsiye ederiz.

İslam’ın tanımladığı veli (Allah dostu) kısaca budur, Ancak Günümüzde özelliklede tasavvuf fırkasının velilik anlayışına gelirsek İslam dinindeki veli kavramından tamamen farklıdır.

İslam da ki veli kavramına gerçek anlamından başka anlamlar yüklenerek amacından saptırılmış ve onunla İslam inancına birçok bidat ve hurafe sokulmuştur. Bu kavramın yanlış anlaşılmasından dolayı dine sokulan bidat ve hurafelerden kurtulmak için, bu kavramın doğru anlamını bilmek gerekir. Zira şu bir gerçektir ki, İslam’ın kavramları bozulmadan İslâmî anlayışın bozulması mümkün değildir, İslâmî kavramlar doğru anlaşılmadan da İslam doğru anlamak mümkün değildir.

Din ve dine ait kavramlar tarihi süreç içinde başka faktörlerin de devreye girmesiyle öylesine tahrif edildi ki, dinin ortadan kaldırdığı ne kadar cahili adet, sapıklık, bidat ve hurafe varsa yeniden Müslümanların hayatına girmiştir. Öyle ki dine ait ne varsa hepsi tersyüz edildi, İşte velilik kavramı da tersyüz edilen kavramlardan bir tanesidir.

Tasavvuftaki veli kavramının bir tanımı olmayıp aksine her tarikat hatta her şeyh efendi kendine göre bir tanım söylemiştir. Biz bu tanımları tek tek aktarma yerine bütün tanımları kapsayacak bir özet sunacağız.

İslam dininde bir insanın veli olması için İman ve Salih amel sahibi olması gerekirken, Tasavvuf da veli olmak için her şeyden önce bir mürşit (tarikat şeyhi) bulup ona ölünün yıkayıcısına teslim olması gibi teslim olmak gerekiyor. İslam bir müminin bir kişiye böyle bir teslimiyetini asla kabul etmez ve ret eder. Sonra o mürşidin verdiği tesbih ve derslerin dışına çıkmadan derslerini yapacak. Rabıtasını yapacak, efendisinin rahmetini bekleyecek. Gönlünün sevgisini o şeyhinde toplayacak. Mürşit efendi müridin sadakat ve gayretine göre müridini birçok makamdan geçirerek Allah’a yaklaştıracaktır. Şeyhi tarafından Allah’a ulaştırılan bu müritler tasavvufun birer velisi olurlar. İslam’a göre bid`at ve şirk olan bu ameller ile Allah’a ulaştığını zanneden müritler şeyhinden icazet alarak tasavvuf inancının birer velisi olurlar.

Tasavvuf inancının bu velilerinin vasıfları ise şunlardır;

Fena ve Beka makamlarına ulaşan tasavvufun bu velilerinde şu vasıfların olduğu iddia edilir; Allah’ın isim ve sıfatlarıyla sıfatlanırlar (Yani onlarda yaratır öldürür diriltir …) (haşa) , Bazıları ben Allah oldum (haşa) bile derler, Kainatta tasarruf sahibi olurlar, Gaybı bilirler ve ondan haber verirler, Allah tan başka hiç kimsenin güç yetiremeyeceği bir takım şeylere güç yetirirler, İslam’ın bazı yükümlülükleri bunların üzerinden kalkar.

 

Tasavvufun velilerine Allah dan ilham gelir, hatta Allah bunlara kitap bile indirir ve yazdırır. İlim gökten hazır kalplerine iner, dilediklerini imanla ahrete yollarlar kurtarıcılık yaparlar, ölseler bile tasarrufları devam eder, bazen ruhları bir savaşta olur bazen müritlerini yetiştirmeye devam ederler.

 

 Tasavvufun bu velileri kendileri garanti cennetlik oldukları gibi ahrettede o sadık müritlerini kurtarırlar. Bazısı müritlerini cebine doldurur sıratı geçirir bazısı da peşine takar sıratı geçirir. Hastalara şifa verirler, öldürür ve diriltirler, yağmur yağdırırlar, kötülükleri savarlar, dünyanın batmasına ve gökten başımıza taş yağmasına engel olurlar, Allah’ı görüp konuşurlar hatta (hâşâ) Allah bunların gönlünü hoş etmek için kadın suretinde bile bunlara gözükür. Bu yazılanlar tasavvuf velilerinin vasıflardır. Bizim iftiracı olduğumuzu düşünenler, tasavvuf büyükleri denen zevatın eserlerine bakarlarsa burada yazılanları hatta daha fazlasını rahatlıkla her tasavvuf büyüğünün kitabında bulabilirler. Tasavvuf büyükleri Mekke müşriklerini bile şirkte ve küfürde geride bırakmışlardır.

İslam’ın bütün prensiplerini alt üst eden tasavvufun bu veli anlayışının İslamdaki karşılığı ancak şirk ve küfürdür. Bazı cahiller hemen şu savunmayı yapabilirler “Efendim sahte şeyh hakiki şeyh, sahte tasavvuf hakiki tasavvuf bunları birbirine karıştırmayın diye bilirler” Ancak hemen belirtelim biz yukarıda tasavvufun velilerinin vasıflarını tasavvufun en ileri gelen büyükleri/önderleri olarak bilinen kişilerin eserlerinden aktarıyoruz. Bu kişilerin eserlerde bu iddiaları rahatlıkla bulabilirler. Bu mutasavvıflardan bazıları şunlardır; Muhyiddin Arabi, Hallacı Mansur, Beyazıt-ı Bestami, Safi, Şemsi Tebrizi, Mevlana, Celaleddin-i Rumi, Şahı Nakşibend, Said Nursi, Mehmet Zahid Kotku, Mevlana Halid Bağdadi, Mahmut Ustaosmanoğlu, İmam Rabbani, Abdulkerim Cili, … Ve daha başkaları…

Veli olarak kabul edilen bu insanlar vefat eden peygamberin yerine oturtulup peygamberliğe ve peygambere has sıfatlarla donatılıyor Ve daha da ileri gidilerek Allah’ın sıfatları ile sıfatlandıklarını, Allah’la aynı şey oluklarını iddia ediyorlar,  Ben Allah’ım demeleri gibi..

Mekke müşriklerinin bile iddia etmedikleri bir şirkin küfrün içine giriyorlar. Peygamberler bu itikadı düzeltmek için gönderilmişlerdir. İslam yaratan ile yaratılan arasında hiçbir bağın olmadığını ikisinin tamamen ayrı olduğunu bildirmiştir. Zaten Allah’u Teâlâ Peygamberlerin ümmetlerine değil bizzat peygamberlere bu sıfatları verenlerin kâfir olduklarını beyan etmiştir. Hıristiyanların

 “Meryem oğlu Mesih’e, Allah diyenler, kâfir olmuştur.” (Maide 72) böyle diyerek kâfir olduklarını ve Yahudilerinde “Üzeyir Allah’ın oğlu dediler.” (Tevbe 30) diyerek kâfir olduklarını beyan etmiştir. Peki, bizzat Allah’ın sıfatları ile sıfatlandığını ve Allah’ın Rububiyyet tevhidinde Allah ile ortak olduğunu iddia edenler ne olurlar? .

Bunları düşünmek gerekiyor.

Oysa Kur’an-ı kerimde birçok ayette peygamberlerin beşeriliğini vurgulamıştır. Onlar, risalete muhatap olmalarıyla beşerî tabiatlarından sıyrılmış olmamaktadırlar. Gerçi tebliğ ettikleri risalet noktasında Allah onları masum kılmıştır. Ama bu özellikle bile onların beşeriyet merte­besinden üste çıkmalarını sağlamamaktadır;

De ki; ’Ben de sizin gibi bir insanım; tanrımızın bir tek tanrı olduğu bana vahyolunuyor. (Kehf Suresi; 110)

Andolsun, biz önce de elçiler gönderdik, onlara da eşler ve çocuklar verdik.» (Ra’d Surersi; 38)

Biz senden önce de, kendilerine vahiy ettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik.» (Nahl Suresi; 43)

Peygamberler Allah’ın vahiy ettikleri dışında şahsi söz, hüküm ve fiillerinde diğer insanlar gibi hata da edebilir, isabet de kaydedebilirler.

Örneğin, bazı davranışlardan dolayı Allah Teâlâ Hz. Muhammed’e azarlayıcı bir üslupla hitap etmiştir;
Surat astı ve döndü. Kör geldi diye. Ne bilirsin belki o arınacak? Yahut öğüt dinleyecek de öğüt, kendi­sine yarayacak. Kendisini zengin görüp tenezzül etme­yene gelince. Sen ona yöneliyorsun. Onun arınmamasın­dan sana ne?  Fakat koşarak sana gelen, korkarak gel­mişken, sen onunla ilgilenmiyorsun. (Abese Suresi; 1-10)

Peygamberlerin durumu böyle olunca, Allah’a. yakın olan muttaki kulların durumu ne olacaktır? İslam’da Allah’la birlikte kendisine kulluk edilecek, tevessülde bulunulacak ve günahların bağışlanması istenecek bir melek veya beşer yoktur;

De ki; ’O’ndan başka sandığınız şeyleri çağırın. Onlar ne sizden sıkıntıyı giderebilir, ne de onu başka bir yana çevirebilirler.» (İsra Suresi; 56)

De ki; ’Ben kendime, Allah’’ın dilediğinden başka ne bir yarar, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim. Eğer gaybı bilseydim, elbette çok hayır elde ederdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.» (Araf Suresi; 188)

Veliliğin ulaşılan bir derece ve mertebe olduğunu iddia eden ve böyle birinin kâinatta tasarruf hakkına sahip olduğunu yahut onun gaybı bildiğini ya da Allah tan başka hiç kimsenin güç yetiremeyeceği bir takım şeylere güç yetirebildiğini yahut böyle bir kimsenin üzerinden şer-i yükümlülüklerin kaldırılacağı iddia eden bir kimse
Allah’a karşı yalan ve bühtanda bulunmuş ve hatta Allah’ın rububiyyet ve uluhiyet makamına başkaldırmış olur.

Veliliği bazı kişilere has bir özellik (sıfat) olarak algılamak ve bu sıfatı taşıyor olma özelliğinden dolayı onları olağanüstü konumda görmek, söz ve davranışlarda kutsamak şirktir. Allah’ın bazı kullarına olağanüstü özellikler verdiğini ve bu kulların da gelecekten haber verme, görülmeyeni görme, bilinmeyeni bilme, masum olma, şifa dağıtma, görüş ve düşüncelerinde yanılmaz olma gibi üstün özellikler taşıdıkları iddiası İslam dışıdır ve bir kuruntudan ibarettir. Kuruntu ise dinde asla ölçü değildir. Bilakis bu tür iddialar Kur’an tarafından lanetlenerek reddedilmektedir. Allah, hiçbir kulunu gayb’ına ortak etmediğini Kitap’ında bildirmektedir. Bu gerçeğe rağmen veli olduğu söylenen/sanılan bazı kimselerin geleceği bildiklerini iddia etmek, kavramın ne kadar yanlış değerlendirildiğinin en somut örneğidir.

Anlaşılan o ki kavramlar anlaşılmadan, doğru ve kendine özgü anlamları ile kavranmadan, İslam’ın gereğince anlaşılması mümkün değildir.

Peygamberlerin tebliğ ettiklerine uyup şer’i mükel­lefiyetleri ifa edip, O’nun nehyettiği şeyleri terk ederek Allah’a yaklaşmaya çalışan herkes Allah’ın evliyasıdır. Bütün Müslümanlar Allah’ın velileridir. Bütün kâfirler ise şeytanların velileridir.

MÜMİNLER BİRBİRİNİN VELİSİDİR;
Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler. İyiliği emreder kötülüğü yasaklarlar. Namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler. Allah’a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah merhamet edecektir. Şüphesiz ki Allah, her şeye galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.(Tevbe Suresi; 71)

Müminler, müminleri bırakıp ta kâfirleri dost edinmesinler. Kim böyle yaparsa, Allah’tan bekleyeceği hiçbir şey yoktur. Ancak onlardan sakınmanız hali müstesnadır. Allah sizi, kendisinden sakındırır. Sonunda dönüş ancak Allah’adır. (Ali İmran Suresi; 28)

ŞEYTANDA KENDİSİNİ VELİ EDİNENLERİN VELİSİDİR;
Ey Âdemoğulları, Şeytan, anaya babanıza (Âdem ile Havva’ya) avret yerlerini kendilerine göstermek için, elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü Şeytan ve kabilesi, sizin onları göremediğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz ki biz, Şeytanları, iman etmeyenlerin dostları yaptık. (Araf Suresi 27)

Allah, insanların bir kısmını hidayete erdirdi. Bir kısmı da sapıklığı hak etti. Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp Şeytanları dost ediniyor, bununla beraber kendilerini doğru yolda zannediyorlar. (Araf Suresi 30)

O şeytan ki Allah ona lanet etti. O da şöyle dedi; ’Yemin olsun ki kullarından belirli bir kısmını alacağım. Onları mutlaka saptıracağım. Onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim. Hayvanların kulaklarını yaracaklar. Yine onlara emredeceğim, Allah’ın yaratışını değiştirecekler.’ Kim, Allah’ı bırakıp da şeytanı dost edinirse şüphesiz ki o, apaçık bir hüsrana uğramış olur. (Nisa Suresi; 118–119)

Allah’ın selamı hidayete tabi olan kulların üzerine olsun.

DİPNOT; [1]Tağut; Kelime manası; Arapça bir kelime olup “tağa” (haddini aştı) kökünden türemiştir ve “haddini aşan mahlûk” demektir.

Şer’i manası; Allah’ın koyduğu ölçüler dışında ölçüler koyan, insanı Allah’a ibadetten alıkoyan, Allah ve Resulüne tabi olmayı engelleyendir. Bu insi ve cinni şeytan, nefis, hayvan, ağaç, para, taş, kadın, mezar olabileceği gibi; Allah’ın hükümleri dışında hükümler koyan zalim bir diktatör, halkın seçtiği seçkin bir zümre, bir meclis, bir grup bilim adamı veya Allah’ın kitabın dan kaynaklanmayan adet, alışkanlık ve düşünce (ideoloji) de olabilir.

Yorum Yapın

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <pre> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>