Niyet ettim İslam`a……..

İblis nedir, yada kimdir ?

Posted by kiziroglu 26 Mart 2011

İBLİS NEDİR YA DA KİMDİR:

İblis’i tanımanın yolu Şeytânı tanımaktan geçer. Bu nedenle Şeytân sözcüğünün Kur’ân bağlamında doğru anlaşılması gerekir. Şeytân ile ilgili geniş açıklama "Kur’ân’da Şeytân" adlı çalışmamızda verilmiştir. Burada özet olarak şu bilgiyi vermekle yetiniyoruz:

شيطان - Şeytân, sözlük anlamı olarak "Hakk’tan uzak olan" demektir. Kavram olarak ise, "Hakka ve akla aykırı hareket eden her türlü kişi, güç ve kurumun ortak ve karakteristik adı‘dır."

Şeytânın kimler veya neler olabileceği, özellikleri ve ayırt edici nitelikleri Kur’ân’da detaylı olarak mevcuttur. Kur’ân’a göre Şeytân:

·         Haram yemeyi, haksız kazanç elde etmeyi öneren/emreden,

·         Kötülük, hayâsızlık ve Allah’a karşı bilmediğimiz şeyleri söylememizi telkin eden,

·         Bizi fakirlikle korkutan,

·         Bizi kuruntulara düşüren,

·         Allah’ın yarattıklarını değiştirmeyi emreden,

·         Kandırmak için bize yaldızlı sözler fısıldayan,

·         Vesvese verip kışkırtan, zihin bulandıran,

·         Yaptığımız amellerimizle bizi şımartan,

·         Bizi azdıran,

·         İçki/uyuşturucu ve kumarla aramıza düşmanlık ve kin sokmak isteyen,

·         Bizi Allah’ı anmaktan ve O’na kulluk etmekten geri bırakmak isteyen kişiler ve güçlerdir.

Bu tanımlamalara göre Şeytân, yanı başımızda yaşayan, gördüğümüz, bildiğimiz birileri olabileceği gibi, göremediğimiz ama içimizde hissettiğimiz bir şey de olabilir. Zaten Rabbimiz de Şeytânın insanlar ve görünmez güçlerden [enerjiden] olduğunu bildirmektedir. Şeytân-i Racîm [İblis] de onlardan biridir.

(En’âm:112) Böylece her peygamber için insan ve cin Şeytânlarından düşmanlar kıldık.

Enfâl Sûresi’nin 48. Âyetinde geçen شيطان - Şeytân sözcüğü ise o gün için Mekkelileri kışkırtan Benî Kinâne kabilesine bağlı Müdlic Oğullarından Sürâka b. Mâlik b. Cu’şum isimli biri için kullanılmıştır.

(Enfâl: 48) O zaman Şeytân onlara amellerini çekici göstermiş ve onlara: "Bu gün sizi insanlardan bozguna uğratacak kimse yoktur ve ben de sizin yardımcınızım" demişti. Ne zaman ki iki topluluk birbirini görür oldu, iki topuğu üstünde geri döndü ve "Şüphesiz ben sizden uzağım. Çünkü ben sizin görmediğinizi görmekteyim, ben Allah’tan da korkmaktayım" dedi. Allah sonuçlandırması pek şiddetli olandır.

Tarih ve siyer kitapları araştırılarak Bedir savaşının ayrıntıları dikkatle incelendiğinde adı geçen kişinin Âyette belirtildiği gibi önce müşriklere cesaret ve destek verdiği, sonra da onları yüzüstü bıraktığı görülecektir.

Bazı eski tefsirciler, ilgili Âyette geçen "Şeytân" sözcüğü ile Sürâka’nın kastedildiğini, ancak Bedir savaşındaki Sürâka’nın gerçek Sürâka olmayıp Süraka kılığına girmiş Şeytân olduğunu, dolayısıyla da Kur’ân’ın aslında Sürâka kılığına girmiş olan "Şeytân"ı işaret ettiğini ileri sürmüşlerdir. İddialarını dayandırdıkları delil ve gerekçe, gerçek Sürâka’nın savaşa gitmediği, hatta savaştan haberi bile olmadığı yolunda kendisinin yaptığı bir açıklamadır. Ancak; ileri sürülen bu iddianın ne delili ne de gerekçesi inandırıcıdır. Çünkü askeri bir otorite olan Sürâka’nın, o günkü Mekke’nin birkaç bin hanelik nüfusu içinde yaşayıp da günümüzdeki askeri mızıka veya bando takımına benzeyen gruplarca çalınan cenk havalarını ve şair kadınlarca sergilenen savaşa tahrik edici şiir ve gösterileri duymaması, kısacası savaştan bihaber olması mantık dışıdır.

Şeytânî özellikleri olan insanları Şeytân olarak isimlendiren Kur’ân’dan bir diğer örnek de Bakara Sûresi’nin 14. Âyetidir:

(Bakara: 14) Bunlar iman etmiş olanlarla yüz yüze geldiklerinde, "iman ettik" derler. Şeytânlarıyla baş başa kaldıklarındaysa "Hiç kuşkunuz olmasın, biz sizinleyiz. Gerçek olan şu ki, biz alay edip duran kişileriz" derler.

Bu Âyette söz konusu edilen Şeytânlar da münafıkların [ikiyüzlülerin] akıl hocaları olan insanlardır.

Bir diğer örnek de Âl-i-Imrân Sûre sinin 175. Âyetinde geçen Şeytân ifadesidir ki, klâsik eserlerde bu kişinin Nuaym b. Mes’ûd adlı bir müşrik olduğu belirtilmektedir.

ŞEYTÂN-I RACÎM:

Pek çok kimse şeytân ile الشّيطانالرّجيم - şeytân-ı racîm’i birbirine karıştırmakta ve ikisinin de aynı olduğunu düşünmektedir. Bize göre ise Şeytân-ı racîm; genel anlamdaki Şeytân kavramıyla ifade edilen özelliklerin dışında başka özellikler de gösteren özel bir Şeytânın sıfatıdır. Bu özelliği sebebiyle Kur’ân tarafından kendisine Şeytân-ı Racîm adı verilen bu Şeytânın özel ismi ابليس - iblis‘tir. Başka bir ifadeyle iblis, yaptığı Şeytânlıktan dolayı Rabbimiz tarafından Şeytân-ı Râcim = Kovulmuş Şeytân olarak adlandırılan bir varlıktır. Hicr Sûresi’nin 34; Sâd Sûresi’nin 77; Tekvîr Sûresi’nin 25. ve Nahl Sûresi’nin 98. Âyetlerine bakılabilir .

Kur’ân Şeytânî özellikler gösteren insanları şeytân diye nitelediği gibi, aynı şeytânî özellikleri gösterdiği için Bakara Sûresi’nin 36; A’râf Sûresi’nin 14, 15; İsrâ Sûresi’nin 64. Âyetlerinde olduğu gibi İblis’i de Şeytân olarak nitelemiştir. Ancak Kur’ân Bakara Sûresi’nin 34; A’râf 11–27; Hicr Sûresi’nin 28–44; İsrâ Sûresi’nin 61–65; Kehf Sûresi’nin 50; Tâ-Hâ Sûresi’nin 116–123; Sâd Sûresi’nin 71–85; Şuara Sûresi’nin 94–95, Sebe” Sûresi’nin 15–21.  Âyetlerinde olduğu gibi İblis’ten kendi özel ismiyle de bahsetmiştir. Sâffât Sûresi’nin 7. Âyetinde ise İblis boyun eğmeyişi, itaat etmeyişi ve inatçı oluşu nedeniyle شيطانمارد . Şeytân-ı mârid olarak nitelenmiştir.

RACÎM:

 رجيم - racîm sözcüğünün mastarı رجم - recm olup bu sözcüğün ilk anlamı قتل - katl öldürmek demektir. "Öldürme’ye" recm denmesinin sebebi, Arapların öldürecekleri kimseyi taşlamak sûretiyle öldürmeleridir." Sonraları her "öldürme işin’e" recm denilir olmuştur. Kur’ân’da yeri olmamasına rağmen zinâ suçlularına verilen cezanın adı da buradan gelmektedir. Ne var ki, recm ve türevleri Kur’ân’da 14 kez yer almasına rağmen hiçbir yerde bu anlamda kullanılmamıştır.

"Öldürmek" anlamı dışında recm sözcüğü şu anlamlarda da kullanılır olmuştur: "Taş atmak, lânet etmek, sövmek, yermek, hicran, tart etmek, kovmak, zan ve zanna dayalı söz söylemek." [7-2]  Lisânü’l-Arab, Cilt 4, s.90.

Bu anlamların hepsi de uygun görülerek şeytân’a- İsm-i Mef’ul anlamıyla. "taşlanmış Şeytân, lânetlenmiş Şeytân, kovulmuş Şeytân, sövülmüş Şeytân" denilmiştir.

Ancak; recm sözcüğünün yukarıdaki anlamlarından biri olan ve Şeytânın tarzını en iyi ifade eden "zan ve zanna dayalı söz söyleme" anlamı bize göre en tercih edilebilir olanıdır. Bu anlamdan yola çıkarak racîm kelimesine verilebilecek en uygun karşılık, sözcüğü İsm-i Fail olarak anlamlandıran "katil Şeytân, aslı astarı olmayan söz söyleyen Şeytân, karanlığa taş atan Şeytân, kafadan atan Şeytân, palavracı Şeytân" ifadeleridir.

MÂRİD:

 ماردmârid sözcüğü, "azgın, karşı çıkan, inat ve isyanda benzerlerinden çok ileri giden" demektir. Sözcüğün mübalâğa kalıbına sokulmuş olan مريد - merîd şeklindeki bir başka türevi Şeytân-ı merîd olarak Hacc Sûresi’nin 3. ve Nisâ Sûresi’nin 117. Âyetlerinde geçmektedir. Sözcüğün geçmiş zaman kipiyle farklı bir kullanımı da مردواعلى النّفاق - meredû ale’n-nifakı = Münafıklık üzerine inatlarını sürdürdüler şeklinde Tövbe Sûresi’nin 101. Âyetinde yer almıştır. Mârid sözcüğünün mastarı olan مرد - merd sözcüğünün türevleri, kendi öz anlamı ekseninde olmak üzere, farklı kalıplarda değişik anlamlar kazanmıştır. Bunlardan en önemlisi, معرّى - soymak, soyunmuşluk anlamıdır. Araplar, yapraktan soyunmuş, yaprağı olmayan ağaca شجرامرد - şecerûn emred, bitki bitmeyen kumluklara رملة مرداء - remletin merdai, sakalı bitmeyen köseye de, امرد - emred derler. [7-3]  Lisanü’l  Arab, cilt 8, s. 247–250.

تمرّد - temerrüt uzun bir süre inat etme sözcüğü de aynı kökten türemedir.

Mârid sözcüğü soymak, soyunmuşluk, çıplaklık" anlamıyla değerlendirildiğinde şeytân-ı Mârid; ism-i mef’ul anlamıyla "hayırlardan, güzelliklerden soyunmuş şeytân"; ism-i fail anlamıyla da "hayırlardan, güzelliklerden soyan şeytân" demek olur. Bu anlam A’râf Sûresi’nin 27. Âyetinde farklı bir üslûp ile kullanılmıştır. 

Mârid sözcüğü ile İblis’e yakıştırılan "inat ve isyanda çok ileri gitme" sıfatı, Kur’ân’da anlatılan olaylardaki İblis’in [Şeytân-ı Râcim'in] davranışları ile birebir örtüşmektedir." İblis’e ‘Âdem’e secde et! [boyun eğ!]" denildiğinde secde etmeyerek isyan etmiş, kendisine yapma denileni yapmış, yap denileni yapmamış, Âdem’i yaklaşılması yasaklanan ağaca yaklaştırmıştır.

ابليس - İblis sözcüğünün anlamı, "hayırdan son derece ümitsiz olan, Allah’ın rahmetinden umudunu kesen" demektir. Araştırmacılar bu sözcüğün aynı "Âdem" sözcüğü gibi Arapça olmadığını, Arapçaya başka dillerden geçtiğini belirtmişler ve Yunanca "Diabolos" sözcüğünün değişmiş hâli olduğunu ileri sürmüşlerdir.

"İblis nedir" sorusuna eski düşünürlerin birçoğu İblis’in asıl adının Azâzil olduğu, meleklerin ileri gelenlerinden biri iken Âdem’e secde etmediği için Allah’ın rahmetinden uzaklaştırıldığı şeklinde bir açıklama getirmişlerdir.

Şimdi Kur’ân Âyetleri doğrultusunda İblis’i anlamaya çalışalım.

İBLİSİN ÖZELLİKLERİ:

a)  İblis cinlerdendir.

(Kehf: 50) Hani Biz meleklere, "Âdem’e secde edin" demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. İblis, cinlerdendi. Kendi Rabbinin emrine ters düştü. Şimdi siz, Beni bırakıp da onu ve onun soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Hem de onlar sizin düşmanınızken… Zalimler için ne kötü bir değiştirmedir bu!"

الجنّ - Cinn sözcüğü, "kapalı, gözükmez varlık ve güç" demektir. Detayı Nâs Sûresi tahlilinde verilecektir.

b)  İblis ateşten yaratılmıştır:

(A’râf: 12) [Allah] Buyurdu ki: "Sana emrettiğimde secde etmeni ne engelledi?" [İblis] dedi ki: "Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın.

İblis’in yaratıldığı النّار - en-nâr=ateş günümüzde "enerji" olarak isimlendirilen "güç"e karşılık gelmektedir. Âdem’in yaratıldığı تراب - toprak, طين - balçık ise "madde" diye adlandırılan varlığa karşılık gelmektedir. Bilindiği gibi "ateş", Pythagoras tarafından ortaya atılan kurama göre, evreni oluşturan dört ana maddeden [hava, su, toprak, ateş] birisidir ve günümüzdeki "enerji" kavramı ile örtüşmektedir. Bir başka ifade ile "ateş", Kur’ân’ın indiği dönemdeki insanlar için, bilinmezleri de temsil eden bir ilk maddedir. Çünkü insanlar havayı solumakta, suyu içmekte, toprağı işlemektedirler; ama yıldırım ve şimşeğin ateşini yakından tanımamaktadırlar. Dolayısıyla Kur’ân’da İblis’in yaratıldığı "şey"in "ateş" olarak açıklanması, konuya bugünkü bilgiler ışığı altında bakanlar tarafından yadırganmamalıdır.

c) İblis, insanların sudûrundadır. Göğüslerdedir; beyinlerindedir, zihinlerindedir.

(Nâss: 4-5) Hannas’ın kötü fısıltılarının şerrinden ki o, insanların göğüslerinde vesvese verir.

d) İblis vesvese verir.

(Tâ-Hâ: 120) Derken şeytân ona vesvese verdi. Dedi ki: "Ey Âdem! Sana sonsuzluk ağacı ve eskimez/çökmez mülk/saltanat için rehberlik edeyim mi?

(A’râf: 20) Derken, şeytân kendilerinden gizlenmiş olan çirkinliklerini ortaya çıkarmak için ikisine de vesvese verdi. Dedi ki: Rabbiniz sizi ancak iki melek olmayasınız yahut sürekli kalmayasınız diye şu ağaçtan uzak tuttu.

(Kaf: 16) Ve hiç kuşkusuz, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesvese verdiğini Biz biliriz. Ve Biz ona şah damarından daha yakınız.

وسوسة - vesvese, "Gizli bir sesle/fısıltıyla düşünce aşılamak, bir işe veya eyleme yöneltmek" demektir. İblis’in yani şeytân-ı Racîm’in neler fısıldayacağını, neleri gizlice telkin edeceğini konuya girerken belirttiğimiz şeytânî karakterleri göz önüne alarak öğrenebilmek mümkündür.

e) İblis bir melektir.

(Bakara: 34; Hicr 31; Tâ-Hâ 116; Kehf 50.) Hani meleklere, "Âdem’e secde edin" demiştik de İblis müstesna hepsi secde etmişti. İblis dayatmıştı. 

İblis’in Âdem’e secde etmeyişini anlatan Âyetlerde İblis’in meleklerin içinden istisna edildiği görülmektedir.

İstisna, terim olarak "Bir ismi istisna edatlarından biriyle cümledeki yargıdan çıkarmak" demektir. Arapça dil bilgisi kurallarına göre şekil olarak üç çeşidi olmasına rağmen anlam olarak istisna iki çeşittir.

Birincisi "Muttasıl İstisna"dır. [Müstesnanın müstesna minh cinsinden olduğu istisna].

İkincisi "Munkatı İstisna"dır. [Müstesnanın müstesna minh cinsinden olmadığı istisna].

Melek, cin ve şeytân kavramlarını özümseyememiş yorumcular Âyette yapılmış istisnayı "Munkatı İstisna" kabul edip İblis’i [şeytân-ı Racîm'i] melekten saymamışlardır. Hâlbuki İblis’i konu alan Tâ-Hâ Sûresi’nin 116, Sâd Sûresi’nin 73 ve Hicr Sûresi’nin 31. Âyetlerinde: Meleklerin hepsi, toplu halde ifadeleri yer almaktadır. Bu vurgular Âyetteki istisna cümlesinin kesinlikle "Muttasıl İstisna" olduğunu gösterir. Bunun anlamı, İblis’in diğer hemcinsleri gibi Âdem’e secde etmediğidir. İblis, melek grubundan secde yargısında istisna edilmiştir. Öyleyse İblis kesin olarak melektir.

Burada ortaya bir başka sorun çıkmaktadır: İblis melektir ama acaba melek nedir? Çünkü İblis’in bir melek olduğu yargısı klâsik melek anlayışı çerçevesinde kesinlikle kabul edilemez.

Detayı "Melek Kavramı" çalışmamızda olmakla birlikte burada kısa bir açıklama yapmak yararlı olacaktır.

Hakki Yilmaz

                                                                                    DEVAMI>>>

Yorum yapın

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

 
Follow

Get every new post delivered to your Inbox.