KİZİROĞLU – Niyet ettim İslam`a……..

Arşiv 'Peygamberimiz' Kategori


Peygamberimizi biraz tanıyalım

Yazan: kiziroglu 2 Temmuz 2007

Efendimizi tanımak ve tanıtmak elbette böyle birkaç sahifeye sığacak bir iş değildir. Onun her yönüyle tanımak ve anlamak için elbette aylarca çalışmak ve gayret etmek gereklidir. Bizim gayemiz sadece kardeşlerimizin ağzına bir parmak bal sürmektir. Balın tadını alanlar belki böylece Balküpüne ulaşmak için harekete geçerler.

Allahü Teala peygamberimiz hakkında şöyle buyurur:

 لَقَدْ جَاءكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِالْمُؤْمِنِينَ رَؤُوفٌ رَّحِيمٌ {128}

"Andolsun size içinizden öyle bir peygamber geldi ki, gayet izzetli ve şereflidir. Sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir üstünüze titrer, müminlere gayet merhametli ve şefkatlidir." (9 Tevbe 12 8)

KUR’ÂN’ın bize Peygamberimizi anlatan ve ona uymayı emreden pek çok âyeti vardır. Bu âyetlerden biri olan Tevbe Sûresinin 128. âyeti, onu beş önemli özelliğiyle bize tanıtıyor:

1. O bir elçidir, bir peygamberdir.

2. O bizden biridir.

3. Bizim sıkıntıya uğramamız ona ağır gelir.

4. O bize çok düşkündür.

5. Mü’minlere çok şefkatli, çok merhametlidir.

Bu maddeleri alt alta sıraladığımız zaman, pek büyük bir ibret tablosuyla karşı karşıya kalıyoruz:

Âyet,onu bir elçi olarak nitelemiştir. Bu elçi, Âlemlerin Rabbi tarafından gelen bir elçidir; izzet ve şerefi pek yüksektir. Onun emrine uymak ve yasakladığı şeyden sakınmak, onu elçi olarak gönderen Âlemlerin Rabbine itaat etmek anlamını taşır. Ona isyan da, dolayısıyla, Allah’a isyan demektir.

Fakat âyet, dikkat çekici bir şekilde, onun elçiliğinden sonra sıraladığı özellikleriyle, onun heybet ve haşmetinden ziyade, bize yakınlığını vurguluyor, bize düşkünlüğünden ve bize olan şefkat ve merhametinden söz ediyor.

Burada tasvir edilen Peygamber, biz âciz ve günahkâr kulların asla erişemeyeceği, çok
uzaklarda duran, durduğu yerden de bizim ihmal ve isyanlarımızı çatık kaşlarla izleyen haşin bir gözetleyici değildir.

Günümüzde insanlığın asıl ıstırabı, Allah’ın Resulu Hazreti Muhammed’i (a.s.m.) tam mânâsı ile tanıyamamış, hakiki şahsiyetini bilememiş olmasından ve getirdiği hayat bahşeden esaslara aşk ve şevk içinde kucak açamayışından gelmektedir.

Dünyanın mânevi sarsıntısı da, sıkıntısı da, anarşi ve huzursuzluk içinde bocalayışı da bundan doğmaktadır.

Onu anlamadıkça, sevmedikçe ve âb-ı hayat yerine geçen prensiplerini kendisine rehber edinmedikçe de insanlığın bu sıkıntı, sarsıntı ve buhrandan kurtulması mümkün değildir.

Efendimiz bizim için her konuda örnektir. Allahü Teala bize onu her konuda örnek göstermiştir, o şöyle buyurur:

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِّمَن كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيراً {21}

Andolsun, sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Resûlü’nde güzel bir örnek vardır. (33 Ahzab 21)

Onun bize güzel örnek olabilmesi, bizim onu anlayabilmemiz için, onun bizim gibi yani bizden biri olması çok önemlidir. Rabbimiz bu yüzden onu içimizden seçip bize göndermiştir. Kur`anda şöyle buyurulur:

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَمَنْ كَانَ يَرْجُوا لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا

 

"De ki: Ben de ancak sizin gibi bir insanım, ancak bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahy  ediliyor.  Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve kulluğunda Rabbine hiç kimseyi ortak koşmasın" (18 Kehf-110).

.

1-Efendimizin şemaili

 

Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) uzuna yakın orta boylu, insanlar arasında hoş ve güzel sayılacak ölçüde irice başlı idi. Bedeninin rengi kırmızımtırak nurânî beyaz idi. Burnunun iki kaşının birleştiği tarafı gayet itidal üzere yüksekçe, gözleri siyah, kaşlarının arası az aralık, sakalı sıkça, omuzlarının arası genişçe, omuz başları kalın, elleri ayakları kalınca, saçları kumral olup, düz ile kıvırcık arasında idi.[1]

Peygamberimiz (s.a.s.)’in saçları genellikle kulak yumuşağına kadar uzanmaktaydı, saçını iki yana doğru ayırarak tarardı, saç sakal bakımını ihmal etmez, gerektikçe yapardı; saçlarını bazen Hz. Aişe gibi eşlerine tarattığı da olurdu. Süs için değil, sağlık için yatarken gözlerine sürme çeker, sabahleyin yıkardı. İki kürek kemiği arasında peygamberlik mührü (bir çeşit sembol) olduğunu ashâb-ı kiram nakletmektedir.

Peygamberimiz (s.a.s)’in uyuduğu yere misvak (diş fırçası), abdest suyu ve tarak konurdu. O, her konuda temizliğe büyük önem veriyordu, bilhassa diş temizliği hususunda hassas davranıyor, her abdest alışında dişlerini misvaklıyordu.

 

2-Tevazuu

 

Hz. Ömer’(r.a)den rivayete göre Peygamberimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu: ‘Hristiyanların İsa hakkında Allah ‘ın oğlu dedikleri gibi, beni övgüde, aşırı gitmejyin. Ben ancak Allah ‘ın kuluyum. Siz de benim hakkımda Allah ‘in kulu ve elçisi deyin."

Hz. Enes (r.a) nakleder: Bir adam Hz. Peygamber (s.a.s.)e: Efendimiz ve Efendimizin Oğlu!" diye hitab edince:"Böyle söylemeyiniz Şeytan sizi heva ve hevese kaptırmasın. Ben sadece Abdullah ‘in oğlu Muhammed ve Allah ‘in Rasüluyüm. "diye cevap verdi. .

Birgün Ashab-ı Kiram’dan Abdullah b. Yusr Yarete gelmiş, huzuruna girince titremeye başlamıştı. Bunu gören Peygamberimiz (s.a.s) o kişiye şöyle dedi: ‘ titreme! Ben kral değilim, Kureyş ‘den kuru ekmek yıyen bir kadının oğluyum.

Birgün Ashab-ı Kiram’dan Abdullah b. Yusr (r.a), Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’e pişirilmiş koyun eti hediye etmişti. Hz. Peygamber (s.a.s.) yanındaki Müslümanlarla diz çöküp yemeye koyuldu. Derken, çölde göçebe hayatı yaşayan bir bedevi geldi ve ‘Bu nasıl oturuştur?" diye şaşkınlığını açığa vurmaktan kendini alamadı. Çünkü diz çöküp oturmak, törede aciz ve miskinlerin, yoksulların adetiydi. Böylece bedevi, Hz. Muhammed (s.a.s.)’in, yoksullar gibi oturuşuna bir anlam verememişti. Yüksek sezgisiyle bunu anlayan Peygamberimiz (s.a.s.): "Şüphesiz ki Cenab-ı Hak, beni kerem sahibi bir kul kıldı, cebbar ve muannit kılmadı." buyurdu.

 

 

3-Oturuşu

 

Otururken -yemek yeme durumu hariç- sağ veya sol tarafına yastık koyup dayanırdı. Yemekte bundan kaçınmasının sebebi bu tür oturuşun gurur ve kibir işareti sayılmasıydı. Peygamberimiz (s.a.s.) gururlu değil, aksine mutevazi idi.

 

4-Peygamberimizin 24 saati

 

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in torunları, babaları Hazreti Ali (r.a)’den naklederek anlatıyorlar: "…Hz: Peygamber (s.a.s.) günlük zamanını üçe taksim ediyordu Bir kısmını namaz kılmak ve Kur’an okumak gibi Allah Teala’a ibadete ayırıyordu. Ikinci kısmını aile fertleriyle alakadar olmaya ayırıyordu; günlük ev işlerini yapıyor, ev ihtiyaçlarından kendisine düşenleri yerine getiriyordu. Üçüncü kısımda ise, istirahat buyuruyordu. Ancak istirahat zamanını da ikiye böler ve bunun bir kısmında ashabın ileri gelenlerini huzuruna kabul ederek onlara gerekli bilgileri öğretir, onlar da huzurundan çıkınca öğrendiklerini ashabın bütününe öğretirlerdi. Rasülullah (s.a.s.) kendisine yakın olmakta ashabında mal, mülk, para, soy sop gibi şeyler aramaz daha zjyade takvaya önem verirdi, ibadet ve taatta düşkün, güvenilir kimselere fazlaca iltifat ederdi."
 
    İhtiyaç sahiplerinden kimileri bir, kimileri ise iki ve daha fazla olan ihtiyaçlarını arz ederlerdi de Peygamberimiz (s.a.s.) sonuna kadar onları bıkmadan dinler, onlarla ilgilenir ve ihtiyaçlarının giderilmesiyle meşgul olurdu.
Kendisine dünya veya ahiretle ilgili bir soru sorulunca, soruyu soranın seviyesine uygun davranarak onun hayrına olacak cevaplar verirdi. Soru sorana verdiği cevapla onu hayra yöneltirdi. Huzurunda bilgi öğrenenlere ‘Benden öğrendiklerinizi burada olmayanlara öğretiniz. Erkek, kadın, köle, cariye kim olursa olsun çeşitli sebeplerden dolayı bana gelip ihtiyaçlarını arz edemeyen kimselerin de ihtiyaçlarını isteklerini bana iletiniz. Muhakkak ki, ihtiyacını devlet başkanına arz etmeye gücü yetmeyenlere yardımcı olan kimsenin, ayaklarını Cenab-ı Hak kıyamet gününde sırat üzerinde kaydırmaz "diye tenbih ederdi.

    Huzurunda abes yani faydasız söz söylenmesine müsaade etmezdi. Hz. Peygamber (s.a.s.) dışarıda da tevazuu elden bırakmazdı. Çarşıda, pazarda, sokakta veya herhangi yerde olursa olsun herkese güler yüzle davranır, hal hatır sorar, tatlı dille hitap ederek, gönüllerini alırdı.. Meclisin de, camide, cemaatte, cum’ada göremediği ashabının ahvalini derhal soruşturur, başına bir şey gelip gelmediğini öğrenmeye çalışır, görüşebildiklerine ise dini metanetlerini daima takviye ederek, iyilik ve güzelliklere koşturup, çirkinliklerden uzaklaştıracak şeyler söylerdi.

    Peygamberimiz (s.a.s.); oturmakta olan bir topluluğun arasına geldi mi baş köşeye geçmek için hiç kimseye sıkıntı vermez, hemen topluluğun en son kısmına ve boş bulduğu bir yere oturuverirdi. Başkalarının da böyle yapmalarını isterdi. Toplantıda bulunanları, durumlarına göre iyilikle anar ve iltifatta bulunurdu, öyle ki herkes onun yanında en çok sevilenin kendisi olduğunu sanırdı. Huzurunda çok oturan bir kişinin de haddi aşan bu tutumu karşısında telaş göstermeyip sabreder ve sükunet içinde onun ihtiyacını karşılamaya çalışırdı. Kendisinden istenilen bir şeyi, varsa verir, yoksa tatlı sözlerle o kişinin gönlünü alıp vaat ederdi.

 Rasulullah(s.a.s.)’in şefkati, merhameti, cömertliği, tevazuu herkesin malumu olmuştu. Ahaliden herkes, Hz. Peygamber (s.a.s.)’in kendisi ile alakadar olacağından emindi. Bir hakkın tevziinde hiçbir ferdi ötekine tercih etmezdi. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in meclisi; ilim, haya, sabır ve emanet meclisi idi. Orada edeple oturulurdu. Herkes birbirine saygı beslerdi. Yüksek sesle ve edebe aykırı olarak konuşulmazdı. Orada konuşulup orada kalması gereken bazı şeyler de dışarıya taşırılmaz ve dedikoduculuk yapılmazdı. Orada hiç kimsenin aleyhine konuşulmaz, hiç kimse töhmet altında tutulmazdı. Huzurunda -insanlık hali- ashabdan bazı kusurlar meydana gelse, o kusurlar orada kalırdı, yayılmazdı. O’nun rneclisindeki kimseler yek dil ve yek ağız kişilerdi. Yani gönüllerindeki davada birleşmiş, konuştukları şeylerde kaynaşmış ve birliğin ahengine erişmiş kişilerdi. O’nun topluluğunda tevazu hakimdi bunun sonucu olarak yaşlılara hürmet beslenir, küçüklere şefkat gösterilirdi. Hep beraber ihtiyaç sahibinin ihtiyacı ilk önce giderilmeye çalışılırdı. Yani ihtiyaç sahipleri kendileriyle ilgilenilmek konusunda ihtiyaç sahibi olmayanlara tercih olunurdu.

 

5-Tertipli oluşu ve estetiğe önem verirdi

 

 

Hz. Peygamber (s.a.s.) düzenli yaşamaya özen gösterir, Müslümanlara da her hususta düzenli olmalarını ısrarla tavsiye ederdi. Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in huzuruna saçı-sakalı birbirine karışmış bir adam geldi. Peygamberimiz (s.a.s.) o kişiye saçını sakalını düzeltip gelmesini işaret etti, o da düzeltip geldi. Bunun üzerine Peygamberimİz (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Birinizin, şeytan gbi saçı başı dağınık olmasından böylesi daha iyi değilmi?"
    
    Yine bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.), üzerinde kirli elbiseler bulunan birini göstererek:
"Şu kişi, acaba elbisesini yıkayacak birşey bulamıyor mu?" buyurdu.

    Rasül-i Ekrem (s.a.s.); beden, elbise, yiyecek, giyecek, ev ve sokak temizliğine fevkalade önem verirdi, Bununla beraber kalp ve ruh temizliğinin ehemmiyetini de ısrarla belirtirdi Bunun içindir ki; "Müslüman, elinden ve dilinden Müslümanların zarar görmediği kişidir" buyurmuştur.

Peygamberimiz (s.a.s.) bu hadisiyle toplum İçinde, Müslümanlara:
"itibarlı ve güvenilir" olmaları gerekriğini işaret ediyordu.

 

 Bu sebeple Peygamberimiz (s.a.s.) "Söz söylerken yalancılık edeni, söz verdiği zaman sözünde durmayanı, kendisine bir şey emanet ediiince hıyanet edeni" ikiyüzlülükle nitelemişdir. Çünkü bu eksiklik ve yanlışlıkları yapan Müslümanlar, güvenilir insan olmaktan uzaklaşırlar.

 

Peygamberimiz (s.a.s),kalb hakkında da şöyle buyurmuştur:"Dikkatli ve uyanık olunuz!Bedenin içinde bir lokmacık et parçası vardır ki, iyi olursa bütün beden iyi olur, bozuk olursa bütün beden bozuk olur. İşte o et parçası kalbdir."

 

6-Giyeceği

 

Elbisesiyle övünmez, bu konuda lüks ve israfa kaçmazdı. Çünkü ona göre elbise "Sıcaktan, soğuktan korunmaya, insanlarla ülfete, toplum içine girmeye ve hizmete vasıta"‘idi.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.)’in giyecekle ilgili tutumunu
: "Temizlik, tertiplilik, estetigi gözetme kendine yakıştırma, sadelik ve ihtiyacı karşılama" olarak ozetleyebiliriz. Bu sebeple gerektiğinde O, ibrişimden, yünden, pamuktan, hatta keçi kılından dokunmuş elbiseyi giyerek:"Ben aciz bir kulum"buyururlardı.

 

7-Cömertliği

 

Cömertlik, Peygamber Efendimizin en belirgin vasıflarından biridir. Nitekim Cabir b. Abdullah (r.a) der ki: "RasüI-i Ekrem Hazretleri dünya ile ilgili bir şey istenilince asla red cevabı vermez istenilen şey varsa verir, yoksa vaat ederdi.


   Müslim’de şöyle naklolunur:
Rasülullah (s.a.s.) İslam üzere kendisinden istenilmiş olan herhangi bir şeyi muhakkak vermiştir. Bir defasında kendisine bir kimse gelmişti de Rasülullah Efendimiz (s.a.s.) ona iki dağ arasını dolduracak kadar çok koyun vermişti. O zat kendi kabilesinin yanına gidip: ‘ kavmim, Müslüman olunuz, çünkü Muhammed fakirlikten korkmaksızın büyük ihsanda bulunuyor" demiþtir.


   Yine Müslim’de naklolunduðuna göre Safvan b. Umeyye (r.a) diyor ki:
‘Allah’a yemin ederim ki Rasülullah (s.a.s.) bana çok ihsanda bulunmuştur. Başlangıçta O, bana göre insanların en çok buğzedilecek olanı idi. Fakat bana ihsan etmekte devam etti. Nihayet benim yanımda insanların en sevimlisi oldu.


Hz. Enes (r.a)ın şu sözü de bu tip gelişmelere ışık tut maktadır:
‘Bazen bir kimse ancak dünyayı isteyerek Müslümanlığa girerdi. Fakat İslam’a girince artık Müslümanlık kendisine dünyadan ve dünya üzerindeki her şeyden daha sevimli olur.

 

8-Yemek Yiyişi

 

Var olanı reddetmezdi, bulunmayanı araştırmazdı. Önüne hoş yiyeceklerden ne konursa konsun yerdi. Ancak tiksindiği bir şey olursa kendisi yemez, başkalarınada haram kılmazdı. Hiç bir zaman yemeğe kusur bulmamıştır. İştahı olursa yer olmazsa yemezdi. Nitekim alılşık olmadığı için keler yememişti. Ama ümmetinin yemesini de haram kılmadı. Hatta sofrasında gözü önünde keler yediler.

 

Helva be bal yedi: bunları severdi. Deve, koyun ve tavuk eti, toy kuşu eti, tavşan eti, deniz hayvanları yedi, kebap yedi. Yaş ve kuru hurma yedi, hem halis hemde su ile karışık süt içti. Kavut (un çorbası) içti. Balı suyla karıştırıp şerbet yapıp içti. Hurma şırası içti. Hazire - süt ile undan yapılan çorba- içti. Salatalığı yaş hurma ile yedi. Kuru hurmayı ekmekle yedi. Ekmeği sirke ile yedi. Serid -etli yemek- yedi. Eritilmiş iç yağı yedi… Lezzetli ve has olanı geri çevirmezdi, onu elde etmek için de çabalamazdı.

Hazır bulduğunu yemek O’nun tutumu idi. Şayet yemek bulamazsa sabrederdi. Hatta açlıktan karnına taş bağladığı olurdu. Hilal görünür, hilal görünür, hilal görünür (yani aylar geçerdi) de evinde ateş yandığı olmazdı. Çoğunlukla yemeği yere serdiği meşin bir sofra üzerinde kordu. Üç parmağıyla yemek yer, yemeği bitirince parmaklarını yalardı. Bu tutum yemek yiyenlerin yapabilecekleri en mükemmel tutumdur. Çünkü kibirli kimse bir yek parmağı ile yer, açgözlü ve hırslı bir kimse ise beş parmağı ile yer, avucuyla da ağzına basar. Dayanarak yemek yemezdi. Yemeğin başlangıcında besmele çeker, sonunda hamdederdi. Yemeği bitince şu duayı okurdu;

 " Ey Rabbimiz, Hoş, mübarek kifayet olunmamış, talebinden vazgeçilmemiş ve müstağni kalınamayan bir hamd ile sana çokca hamdederiz." [2]Suyu çoğunlukla oturarak içer hatta ayakta içmekten menederdi.

 

 

9-Uyuması ve Uyanışı

 

Kimi zaman yatakta, kimi zaman post üzerinde, kimi zaman hasır üzerinde, kimi zaman yerde, kimi zaman zinetlerle bezenmiş divan üzerinde ve kimi zamanda siyah kilim üzerinde uyurdu. Yatağı tabaklanmış deri olup dolgu maddesi lif idi. Bir kıl keçesi (yahut abası) vardı, onu ikiye katlar üzerinde uyurdu. Uyumak için yattığında;

" Senin adınla, Allah’ım dirilirim, ölürüm." [3]derdi.

Avuçlarını birleştirir içlerine üfler İhlas, Felak ve Nâs sürelerini okur, sonra bedeninin ön kısımlarından başı ve yüzünden başlamak üzere avuçlarını vücudunun sürebildiği yerlerine sürerdi. Bu üç kere yapardı." [4]Yatağına girdiğinde şöyle dua ederdi;

 " Göklerin ve yerin Rabbi, yüce arşın Rabbi, bizim ve herşeyin Rabbi, daneyi, çekirdeği filizlendiren, Tevrat’ı, incili ve Furkan (Kur’an)’ı indiren Allah’ım Perçeminden yakaladığın her şerli varlığın şerrinden Sana sığınırım. İlk Sensin, Senden önce hiçbirşey yoktur. Son Sensin, Senden sonrada hiçbirşey yoktur. Varlığın aşikardır. Senden daha aşikar hiç birşey şey yoktur. Senin mahiyetin gizlidir. Senden daha gizli yoktur. Bizim borcumuzu öde, fakirlikten bizi zenginleştir." [5]

Geceleyin uykusundan uyandığı zaman şu duayı okurdu:

 " Senden başka tanrı yoktur. Seni her türlü eksiklikten tenzih ederim. Allah’ım günahımı bağışlamanı diler, merhametini isterim. Allah’ım ilmimi arttır. Beni doğru yola iletmişken kalbimi eğriltme, Katından bana rahmet bağışla. Şüphesiz Sen sonsuz bağışta bulunansın."[6]

Uykudan uyanınca :

" Bizi öldükten sonra dirilten Allah’a hamdolsun. Kıyamet’te O’nun huzurunda haşrolunacağız."[7]sonra dişlerini misvaklar ve zaman zaman Al-i İmran süresinin son on ayetini okurdu. Gecenin evvelinde uyur ahirinde kalkardı. Müslümanların işleriyle uğraştığı zamanlarda gecenin evelini uykusuz geçirirdi. Gözleri uyur kalbi uyumazdı. Uyuduğu vakit kendisi uyanıncaya kadar başkaları O’nu uyandırmazdı. Gece (yolculukta) istirahate çekildiği zaman sağ yanı üzerine yatardı. Sabaha yakın istirahate çekildiği zaman ise elinin parmak uçlarından dirseğe olan kısmını diker, başını avucuna koyardı. Onun uykusu en mutedil ve olabilecek en faydalı uyku idi..

 

10-Aile Reisi Olarak  Peygamberimiz

 

O hanımlara karşı çok yumuşak ve müsamahalı davranırdı. Bir gün Hz. Ömer, Hz. Peygamberin huzuruna girmek için izin istedi. Hz. Peygamberin yanında Kureyş kadınları vardı. Ona bir şeyler soruyorlardı. Resülüllah’ın yanında yüksek sesle konuşuyorlardı. Hz. Ömer (r.a.) Hz. Peygamberin yanına girmek için izin isteyince, perdenin arkasına gizlendiler. Hz. Peygamber ona izin verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer, Resülüllah’ın yanına girdi. Buradan ötesini Hz. Ömer şöyle anlatıyor; Hz. Ömer diyor ki: “Allah Resülü’nün yanına girdim. Baktım Allah Resülü durmadan tebessüm ediyor. ‘Ey Allah’ın Resulü! Allah seni ebediyen güldürsün’ dedim. Yine tebessümle şu cevabı verdi: “Şu kadınların haline gülüyorum. Oturmuş benim yanımda konuşuyorlardı. Senin sesini duyunca her biri bir yere saklandı. Allah Resulü’nün bu cevabı üzerine sesimi yükselttim ve Ey nefislerinin düşmanları! Demek benden korkuyorsunuz; Allah Resul’ünden korkmuyor ve onun yanında saygısızlık yapıyorsunuz öyle mi?” dedim. Bana şu cevabı verdiler: “ Sen katı ve şiddetlisin.” [8]

Allah Resulü, hanımları ile oturur, sohbet eder, hatta bir arkadaş gibi onlarla bazı meselelerin müzakeresini bile yapardı. Peygamberin onların fikir ve düşüncelerine ihtiyacı yoktu, Çünkü o vahiy ile destekleniyordu. Ancak o, ümmetine bir şeyler öğretmek istiyordu.

Aşağıda sunacağımız hadis, Peygamberimizin hanımlarına karşı ne kadar müsemmahalı ve hoşgörülü olduğunu açıkça göstermektedir.

 Hz. Aişe’nin anlattığına göre: Peygamber Tebük ya da Hayber gazvesinden döndü. Hz. Aişe’nin eşyalarını koyduğu rafların üzerinde örtü vardı. Rüzgar esti Hz. Aişe’nin oyuncaklarının üzerinde bulunan örtüyü bir kenarından açtı. Bunun üzerine Peygamberimiz, “Ey Aişe bunlar nedir?” buyurdu. Aişe “Kızlarım” diye cevap verdi. Hz. Peygamber oyuncakların arasında iki kanatlı at gördü. “Oyuncakların arasında gördüğüm bu nedir?” diye sordu. Aişe “at” diye cevap verdi. Hz. Peygamber, “Üzerindekiler nedir?” diyince. Hz. Aişe “Kanatlarıdır” diye cevap verdi. Hz. Peygamber “Atın kanatları olur mu?” dediğinde Aişe, “Hz. Süleyman’ın atlarının kanatlarının olduğunu işitmedin mi? Şeklinde cevap verdi. Aişe derki: “Hz. Peygamber bunu işitince güldü. Hatta onun azı dişlerini gördüm.”[9]

Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber aile içinde gayet toleranslı davranır ve latife yapmayı severdi. Hey şeyden önce yüzü gülerdi. Onun sadece hiddetlendiği husus, Allah’ın emir yasaklarına karşı gördüğü saygısızlıktı. O böyle bir durumda, Allah’ın emirlerinin yerine getirilmesi ve haram kıldığı bir şeyden vazgeçilmesi için bütün gayretini sarf ederdi.


Peygamberimiz, ev halkına karşı taşıdığı ağır mesuliyetleri hissederek sık sık endişelenirdi. Daima onları, bu dünyadakilere kıyasla öteki dünyanın mükafat ve güzelliklerine teşvik ederdi. Gece teheccüt namazına kalktığında, hanımlarının da bu ulvi ve faziletli amele katılmalarını isterdi. Sevgi ve yumuşaklıkla bu tür ibadetlere teşvik ederdi.

Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et…” [10] Bu ayette Allah Teala, Peygamberinden aile halkına namaz kılmayı emretmesini, onlarla beraber ona sarılmasını, sabır ve azimle ona devam etmesini istiyor. Ayetteki hitap, Hz. Peygamberin şahsınadır. Bu hitabın içine umumi olarak bütün ümmeti, hususi olarak ta Hz. Peygamberin aile halkı girmektedir. [11] Bu ayetin hükmü gereği peygamberimiz, altı ay müddetle Mescid-i Nebevi’ye sabah namazına gitmeden önce, Hz. Fatıma ve Hz. Ali’nin evlerine uğrar ve kapılarının önünde durur: “Ey Ehl-i Beyt (Muhammed’in ev halkı) namaza kalkınız” buyururdu. [12]


[1] Müslim, Fedâil, 91-98; Sahih-i Buharı Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercümesi,IX, 263 vd./ 1446;Tirmizi, Şemail, 1-7: îbn Sa’d, Taba-kâtü’l-Kübrâ, I, 410 vd

 

[2] (Buhari 70/54).

[3] (Buhari 80/7, 80/8, 80/16 97/13)

[4] (Buhari 11/107)

[5] (Muslim 2713).

[6] Ebu Davud 506.

[7] (Buhari 80/7, 80/8, 80/16, 97/13)

[8]  Buhari, Edep, 68

[9] Ebu Davud, Edep, 62

[10] Ta Ha, 20/132

[11] Kurtubi, Ahkamu-l Kur’an, Beyrut, 1995, c. VI, cz. XI, 174

[12] Tirmizi, Tefsir, 34

Yazı kategorisi: Peygamberimiz | Yorum Yok »